25 Kasım 2009 Çarşamba

Bugun

biraz zorlu bir gun. Aklima hep eski aliskanlik, kotu senaryolar geliyor ama ben onlari evirip cevirip yeniliyorum. Mucizeler hep var inananlar icin biliyorum. Hem 'reality' nedir ki? 'Sadece bir kucuk an zaman icinde, bizim tekrar ettigimiz'...

28 Ekim 2009 Çarşamba

gittik donduk..

1 haftalik bir kacis planlamistik, bitti, geri geldik. Bol bol yuruduk, derin derin nefesler aldik, sImsIki tuttuk birbirimizin elinden.. Unlu parkta sabahlari kopeklerini gezdirenleri gorduk. Diger kopeklerle kosturan kopeklerini izleyen gururlu 'ebeveynlere' bakip, isin sosyolojisi/psikolojisi uzerine konustuk uzun uzun. Zar zor yuruyen ama yine de yurumeye devam eden yaslilarla selamlastik sessizce, dokulmus sonbahar yapraklari ellerinde. Neseli kalabaliklara karistik, biraz turist, biraz yerli olduk, sonra 'oteki' yarimin cocukluguna gittik, dokunduk. Cok iyi geldi, cok.. Yine de tatilin en iyi yani eve donmek galiba. Iyi ki gittik ama iyi ki donduk!:)

14 Ekim 2009 Çarşamba

'ev'

Uzun zaman sonra ilk kez dilini hic anlamadigim bir yere gitmek zorunda kaldim. Havaalanindan otele giderken, iki ayri dilde anlasmaya calistigimiz taksiciye yolu harita uzerinde gosterip, camdan disari bakmaya basladim. Aklima ilk yurtdisi seyahatim geldi. Yalnizdim, genctim, hayallerim yine coktu. Ama ilk kez ailemden bu kadar uzaktaydim. Sonsuz yuruyuslerle sehri kesfe ciktigimda, etrafi incelerken dusunduklerimi yine animsadim taksinin arka koltugunda. Insanlardan, sokaklardan, binalardan cok 'guvercinlerin' bizim guvercinlere benzememesi dokunmustu icime. Sonra, duzenli kaldirimlarina bakip ic cekmistim ' benim bu sokaklarda hic anim yok ki' diye. Tam bunlari hatirlarken ve acaba insanin 'evi' neresidir diye sorarken, acik pencereden iceri yeni kesilmis cimlerin kokusu doldu. Gulumsedim ve derin bir nefes aldim, icim disim cimen oldu. Burada da hic anim yoktu ama yeni kesilmis cimen kokusu her yerde ayniydi iste. Denizin goruntusu baska ama iyot kokusunu gozlerimi kapatip icime cektigimde benim cocuklugumun deniz manzarasi orada iste. Dogmadigim, cocukluk anilarimin olmadigi evimi dusundum sonra. Anladim ki 'aksimin' oldugu yer evim benim.

Birkac gun sonra 'hic animin' olmadigi bir baska sehre/ulkeye gidecegiz. Ama bu kez farkli olacak, cunku hem 'oteki yarim'in cocuklugunun gectigi yerleri gorecegim hem yalniz olmayacagim. Yillar oncesinin cocukluk goruntulerinin gectigi yerleri gorecegim, okulunu, o zamanki evini hatta bisiklete bindigi yerlere bakip, gulumseyecegim, O bana gozlerindeki isiltiyla yine anlatirken o zamanlari.. Bu sefer deniz kokusu olmayacak ama cimen kokusu olacak biliyorum, bir de elimi tutan elin sicakligi ve ben kendimi yine' ev'imde hissedecegim icimdeki umutlarla...

17 Eylül 2009 Perşembe

Kucuk 1 sey

Bir suru sey var soylemek istedigim su aralar. Ama siraya koyamiyorum aklimdakileri. Oyle cok sey oluyor ki, ben hayranlikla izlemekten yazmaya firsat bulamiyorum. Bir meteor yagmuru olur hani bakakalirsin gozlerini kocaman acip. Iste oyleyim bu aralar. Dun cok ilginc 1 sey oldu, 'bunu not etmeliyim' dedirten. 2 gun once kandildi. Isten ciktim, eve gittim, girdim mutfaga basladim yemek yapmaya ayni her aksam oldugu gibi. Oyalandikca oyalandim mutfakta, sonra nereden aklima geldiyse kandil simidi yapmaya karar verdim. Oyle cok sevmem aslinda kandil simidini ama dedim ya aklima geldi birden. Internetten 1 tarif buldum, baktim ki mahlep lazim tabii ki yok bizim evde, ama sahlep var:) Uzun lafin kisasi sahlepli uydurmasyon kandil simidi yaptim, afiyetle yedik ama kandil simidi tadinda degildi tam.
Sonra, ertesi gun ise geldim. Isteki arkadaslarimdan biri haftasonu icin Istanbul'a gitmisti. O geldi, biraz lafladik. 'aah' dedi lafin arasinda 'dur sana birsey getirdim'. Hemen kosup bir paket kandil simidi tutusturdu elime! Inanamadim tabii ben. Yine bakakaldim, konusamadim:) Guney Amerikali biri Istanbul'a gidince neden kandil simidi getirir, baklava, lokum gibi secenekler dururken? O kadar insanin icinde neden sadece bana verir koca 1 paketi acip ortaya koymak varken, her zaman yaptigimiz gibi? Sadece tesaduf ile aciklamak mumkun mu peki bunu? Dedim ya kucucuk bir sey ama dunden beri gulumsememi silemedi dudaklarimin kenarindan. Farkinda olanlar icin isteklerinin/hislerinin bir saglama belki bu tur olaylar..

18 Ağustos 2009 Salı

anlasildi tamaaam...

Sabah yine sarkilardan fal tuttum, 864 sarki icinden sansima su cikti:

Non Je Ne Regrette Rien

Ben mi, gulumsedim ve dinledim sonuna kadar.. Aldim mesaji:)

8 Ağustos 2009 Cumartesi

calis cabala olmuyor

Yeniden okumayi severim 'basucu kitaplarimi'. Tipki bazi filmleri defalarca izledigim gibi. Her okuyusta farkli anlamlar bulabilir insan ayni cumlede. Bu ara okudugum kitabin oykusunu yine yillar once okumustum ama baska bir yazarin aklindan/yureginden cikan kelimelerden.

Bir sufi seyhi ile bir fakih, 'bilim insani' arasindaki konusma bu yaziyi yazmama neden olan:
'.......
Fakih: Duygu ile esinle yaratilmis eserler yorum gerektirmezler ki. ......
Sufi: Biliriz, siz bilginin yalnizca mantik yolu ile elde edilebilecegine inanirsiniz. En azindan duygu ile elde edilemeyecegine, hele hele esrik duygularla..
F: Cok dogru, bildigim kadari ile duygu dusunmeyi engeller. Esrime ise insani bu olanaktan busbutun yoksun kilar.
S: Bu, duygularin mi size, yoksa sizin mi duygulariniza yon verdiginize baglidir?
F: Eger duygulara yon verilebiliyorsa, bu yine irade ve mantik sayesindedir. Hem, duygularimizi bastirmak, onlara yon vermek icin harcadigimiz zamani, bilgimizi cogaltmak icin harcasak daha dogru olmaz mi?
S: Bizim yolumuz harcama ve bastirma yolu degil, cogaltma ve gelistirme yoludur. Ama duygulara ragmen degil, duygularla, hatta en esrik duygularla, kizip kopurmelerle, gozunu duman burumelerle..
F: Ofke, sarhosluga benzer. Insan ofkeliyken kendinde degildir, kendini yonetemez durumdadir, yitirmistir kendini.
S: Biz de iste hedefe tam boyle ulasilacagini dusunuyoruz: kendinden gecerken kendini yitirmemek, ama kendine yeniden kavusmak, kendini yeniden bulmak. Hakikate yalnizca akilla degil, tum varligimizla, benligimizle ulasmak.
F: Bense bugune dekhakikate ulasma yolunu bilimin yolu olarak gordum, duygularin, kizip kopurmelerin yolu degil..
S: Akliniz herhangi bir sorunun cozumu ile mesgulken yemek yemeyi ya da uyumayi unuttugunuz olmaz mi sizin? Herhalde tam aciklayamadim: Bizim hakikati kavrama yolumuz akli yadsimaz. Tam tersine, akli temel olarak aliriz. Ondan uzaklasir gibi olmamiz, kusun ucmak icin yerden uzaklasmasina benzer.
.......
S: Hakikati bulmanin yolu sizin icin kusku, bizim icin inanc.. Sizi harekete geciren guc yarar, bizi harekete gecirense ask...
F: Insanlara yarar saglama arzusunu onlara duyulan asktan ayirmak mumkun mudur?
S: Bu, asktan ne anladiginiza baglidir. Ornegin, siz bizim oruclarimizi, geceyi uyumadan gecirmelerimizi ve bu turden agir bedensel uygulamalarimizi zararli, insanlik disi, en azindan yararsiz buluyorsunuz. Oysa bunlar sizin kusku mantiginizin da, yarar sevginizin de asla saglayamayacagi birsey saglar: akli ve ruhu azad eder, hur kilar. Kisacasi, sagideger fakih, biz, sizin zaman zaman uyumayi ve yemeyi bir yana birakarak bilincsizce yaptiginizi, bilincli olarak yapiyoruz.
....'

Hep akla ve aklin gosterdigi yolla 'dogruyu' arayan biri icin ilginc bu okuduklarim. Cok degil 1-2 ay once bir yazismamizda, yazdiklari cogu zaman baska yollar acan zihnimde, blog dostuma 'en azindan cabaliyorum degil mi?' diye sormustum. O ise bana' insan cabalayarak birsey ogrenmez ki' demisti. O zaman cevap vermemistim ama cok tuhaf gelmisti bu yanit bana. Elbette insan calisarak ogrenir-di- birseyleri, bu da cabalamakti iste. Gunler, geceler boyu uykusuz kalip gecilen sinavlar, basarilar ancak cabalama ile kazanilirdi.

Simdi geri donup, ayni kitabi yeniden okumak gibi, dusunuyorum yine. Cabalamak degil demek onemli olan, sadece farkinda olmak, farkinda olmak ve izin vermek...

dingin bir sabah

Bahceye ciktim biraz once. Hic aklimda yokken, biraz oturup cimlere nefes calismak geldi icimden. Kapadim gozlerimi, lotus pozisyonunda oturdum ve derin derin nefes almaya basladim. Her biri bir oncekinden daha yavas, verdim sonra geriye. Her aldigim nefesle gozumun onunde baska bir renk beliriverdi, her verdigim nefesle dalga dalga kayboldu sonra. Dalgalar yavasladi, renkler durdu, hersey beyaz oldu. Icimde duran nefes ses olarak cikti bu kez. Acele etmedim, biraktim kendi sesimin tinisi rahatlatsin bedenimi, ruhumu.. Bahcede asili, yeni yikanmis camasirlarin kokusu, ruzgarin getirdigi cicek ve cim kokusuna karisti, ben devam ettim nefes almaya. Komsu evlerden birinden bir saksafon sesi karisti havaya, durdum ve dinledim. Sonra biraktim kendi ritmi ile nefes alsin vucudum, ben kaldigim yerden devam ettim hayata.

6 Ağustos 2009 Perşembe

Mucize

Bu aralar hep bu 'kelime' var aklimda. Butun gun icimde birkac kisi tartisiyorlar, ben yazmak istiyorum cok zamandir ama toparlayamiyorum kelimeleri bir araya. Ben eskiden pek inanmazdim mucizelere. Yani, hep hosuma giderek dinlerdim hikayeleri ama olasilik hesaplari, bilimsel veriler ve elbetteki aklim hep onde giderdi. Bir yerde okudum galiba uzun zaman once, 'mucizeler ona inananlara gorunur' gibi birseydi. Sonra gecen 3-4 yilda yasadiklarim, dibe vuruslarim, neredeyse 'artik oynamiyorum' dedirten olaylardan sonra bir karar verdim. Olaylari ve insanlari degistiremeyecegimi ama kendi algilarimi degistirebilecegimi fark ettim. Sonra, eskiden dalga gectigim seyleri uygulamaya koymaya basladim. Kendimi hep pozitif fakat gercekci bulurdum ama baktim ki fazla gercekci, fazla aklima guvenir olmusum. Daha olumlu olup, yuregimi de isin icine katmaya basladim, saklamadim kendimi kendimden. Gercekten istatistik mi, kader mi yoksa 'iyi dusunmek' mi bilemem ama 'olmaz' dediklerim olur olmaya basladi bir suredir. Bu surec icinde karsilastiklarimsa tum ictenlikleri ile kendi hikayelerini paylastilar benimle. Ben o zaman anladim ki hayat basli basina bir mucize! Hergun binlerce, milyonlarca mucize gerceklesiyor, onemli olan sadece fark edebilmek. Elbette minnettar olmak, sukretmek sonra sahip olduklarina.
Uzunca sayilabilecek bir suredir uye oldugum bir siteden sabahlari e-mail aliyorum. Gune iyi baslamama, farkindaligimi arttirmama bazen de, hadi itiraf ediyorum, kufur etmeme yariyor;) 1-2 gun once yine sabah ise giderken e-maillerime bakiyordum. Sabahki 'falimi' okumak icin posta kutumu actigimda gelen mesaj asagi yukari soyleydi:

' Kontrast arttiginda istek de artar, iste mucizeler de buradan cikar. Mucize, cok kotu bir durumdan dogan guclu istegin gerceklesmesinden baska birsey degildir.'

Benim hep planlarim, isteklerim vardir hazirda. Fakat su ara sadece minnettarim durdugum yerde durabiliyor olmama. Hic kipirdamadan tadini cikariyorum ve sukrediyorum mucizelerin varligina...

3 Ağustos 2009 Pazartesi

seeing double

Suratimda asili gulumsemeyi silemiyorum sabahtan beri. Aklimi baska yerlere vermeye calisiyorum ama aklim takilmis kalmis. Sadece sukredebiliyorum elimdekilere ve su ana.. Gelecegi planliyorum bir yandan da, biliyorum...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

su ve tuz

Sandim ki sular durulunca taslar yerine oturur. Boylece dalgalar durur ve anlarim nerede durdugumu. Ama sonra farkettim ki butun is deniz suyunun icindeki tuz olabilmekte. Ayni tuz gibi karismakta, erimekte suyun icinde, 1 olmakta. Hem anlayacak ne var ki, zaten ne hissediyorsan o anda, o iste hayatinin ozeti...

9 Temmuz 2009 Perşembe

Ozet


Dingin, sakin, bazen heyecanli, biraz stresli gunler gecirdim. Tatil de sayilabileeck, sinav da denebilecek turden bir zaman dilimi...

Ailemin, dostlarimin oldugu 'evime' gittim. Gecen seferkinden cok farkliydi ama bu kez hersey. Galiba ben farkliydim, belki de bu yuzden. Annemle sakin gunler gecirdik once, benim cok calismam lazimdi yine. Yine vaktim yoktu disari cikmaya, zaten cok sicak vardi disarida, bir de karmasa. Sonra, hayatimin 2 farkli doneminde onemli yer tutan 2 arkadasimin o zamanlar oturdugu sokaga her aksam bir is icin gitmem gerekti. Sanki tarihte yolculuk yapiyormusum gibi geldi. Ne cok zaman gecmis o sokaga girmeyeli ben. Halbuki ne kadar da yakinimizda.. Agir agir yurudum bildik kaldirimlarinda ve animsadim kendi kisisel tarihimi. Bi terzi dukkani gordum mesela sokakta, var miydi acaba eskiden de bilemedim. Saat 9:00 olmus ama o hala calisiyordu iceride, caminda ise Clive Owen siyah takim elbisesiyle bakiyordu gelen gecene. 'Acaba' dedim, 'bilse ne dusunurdu C. Owen bir sokak arasi terzisinin idolu oldugunu'.. Gulumsedim ve devam ettim yoluma..

Ne zamandir sokakta basibos gezen kedi/kopek gormemisim, gorunce sasirdim biraz. Ama en cok buna sasirmama sasirdim. Kedilere gulumsedim, bir donemecin kosesinde aksam yemegini yiyen mahallenin kopegi ile goz goze gelip selamlastik. Ben yine gulumsedim. Buyuk ihtimalle sokagin diger sakinleri beni deli sandi, uzaydan gelmiscesine sasirdigim icin her detaya, ben yine gulumsedim.

Sonra gecen sefer beni pek hos karsilamayan sehre gittim yine. Dedim ya farkliydi bu kez hersey/herkes. Yillar once bir toplantida tanistigim, son zamanlarda bir is icin haberlestigimiz ama cok da tanimadigim bir arkadasim evini, dahasi kalbini acti. Sastik, ne cok aynilik varmis hayatimizda, meger, turk filmi tadinda soylersek, 'kader arkadasiymisiz'. Kisa zamanda cok uzun yillar gecirmiscesine dost olduk, hem de en yakinindan. Ertesi gunku sinav iyi gecti tabii ve sanirim girilebilecek en son sinav da boylece bitti!

Ardindan bir diger yolculuk icin 'start' verildi. Ben sakin durmayi, sabretmeyi pratige gecirmeye calistim hep. Uzun zamandir gormedigim bir diger dostum, okudugum kitap, etrafimda olan biten hep yardim etti bu surece. Hatta annemin caydanligi ile bile iyi gecinir olduk:) Annemin kucuk 1 caydanligi var, eger benim gibi acele ederseniz her yere cay dokebilirsiniz bardaga cay koymak yerine. 2 haftanin sonunda, caydanligin dilinden anlayan, etrafa dokmeden cay koyabilen biri olmam benim icin buyuk zafer oldu elbet. Isin sirri acele etmemekmis, ogrendim.

Bir suru yavrusu olmus bir kedi gordum sonra, onlara sut birakan iyi insanlar, martilar gordum bol bol, bizim bahcedeki kedilerin yemeklerinden beslenen, cokca sarildim sevdiklerime, annemle bakistik, anlastik, bazen tartistik. Artik 'aksim' demeye karar verdigim 'oteki yarim' gelince sehri yeniden kesfe ciktik birlikte. Hic saat takmadim, bir yerlere kosturmadim, Alice'in hikayesindeki tavsan rolunden istifa ettim. Sehrin en islek caddesinde otururken bir restaurantta, minik sercenin tabagimdaki pilavi masaya dokup, yemesini izledim sessizce, suratimda asili gulumsemeyle.

Bugun onemli bir gun. Uzun zamandir cikmak istedigimiz yolculuk icin sahiden yola girdigimizi isaret eden cok onemli bir gun. Umarim biraz daha ileriye gittikce tabelalar daha da netlesir. Simdi biraz erken konusmak icin ama biz 'aksim'le ciktik bir kere yola. Umuyorum bu kez farkli olacak hersey. Umarim yollar bizi birbirinden guzel manzaralarla karsilayacak.

Dedim ya bu kez farkli hersey, ben farkliyim cunku!

Simdi kutlama zamani. Yasadigim 'evime' dondugumden beri girdigim sinavin onemini, neye yaradigini bile anlamadiklari halde hep beni destekleyen dostlarim gunler/geceler planlamislar benim icin. Ne mutlu bana.. Ne mutlu boyle dostlarim oldugu icin. Ben sinav gecmemden cok durdugumuz yeri kutluyorum ama, hayatimda olduklari icin ve hayatimda olanlar icin sukrederek her anima..

Not. Foto penwrep'e aittir.

4 Haziran 2009 Perşembe

gitme(k)

cekip gidesim var bugun. herseyden, herkesten cekip gidesim. birkac parca esyayla bi de kocami alip gitmek istiyor canim. nereye oldugunun pek onemi yok. onemli olan 'gitmek' eylemi.. 2 saat sonra eve gidicem ve sanirim bununla yetinecegim;)

31 Mayıs 2009 Pazar

...

Hava guzeldi, cok guzeldi dun. Bahcede oturduk biraz, Once nostral breathing, ardindan cleansing breathing, sonra bridge ve wheel. Nefesim acildi hemen. Derin derin icime cektim havayi, yavasca disari verdim sonra. Acele etmemeye gayret ettim, Alice in wonderland'deki tavsan ne kadar acele etmeden durabilirse o kadar.. Ben kendimi hep o tavsana benzetmisimdir, hep kosturan yine de bir yerlere gec kalan, anlatirim baska zaman...

Bugun de guzel hava. Pek guneste duramiyorum ama biraz once ciktim bahceye. Yeni kesilen cimlerin tazeleyen kokusu, birbiri ardina acan sarmasik gullerinin baygin kokularina karismis, doya doya kokladim. Sonra butun bahceyi suladim, kendi yarattigim gokkusagi ile keyiflendim. Gecen sene yildirim carptiktan sonra birden bu sene uzeri meyva dolmus incir agacinin, gulumsedim. Biraz 'sok' aklini basina getirmis belli ki, kendime bakip son zamanlardaki soklardan payima duseni aldigima emin oldum, biraz daha su verdim sonra ona. Eve bu kadar yakin olmasi iyi degil, kesin gitsin diyenlere inat hem de!

29 Mayıs 2009 Cuma

Dun

aksam gidemedim, vakti gelmemis demek daha..

Sabahlari 5:30 da kalkmaya basladim, gun daha uzun oluyor cok iyi de butun gun yorgun hissediyorum kendimi. Ustelik bugun hava sicak ve gunlerden cuma. Bir golgelik bulsam kivriliverecegim, serin yeri hemen bulup uyuklayan yaz tembeli kopecikler gibi..

Yine seyahat planlari, yine ayni sinava 2. giris stresi ve daha da onemlisi yeni 'macera' hazirligi.. Hem ailemi, koklerimin, dostlarimin oldugu evimi ozledim hem de o karmasa, kargasa simdiden gozumu korkutuyor. Yine nefes almakta zorlaniyorum kisacasi..

Dun eve donerken yine sarkilardan 'fal' tuttum, cikan sarki manidardi:)

''....
And if there is some kind of god
do you think he's pleased
When he looks down on us
I wonder what he sees
Do you think he'd think the things we do are a waste of time
Maybe he'd think we are getting on just fine
...'

26 Mayıs 2009 Salı

Ozet: B'ye ve tabii kendime..

Degisik ve dingin bir haftasonu gecirdik. Hava guzel, yanimda dostlar ve elimi tutan 'oteki yarim', daha ne isterim -tamam tamam cok istedigim 1 sey daha var, kabul:)-!!

Pazar gunu su gitmeyi planladigimiz festivale gittik. Dogrusu ne bekledigimi pek bilmiyorum ama biraz hayalkirikligina ugradim. Galiba biraz daha 'derine' dokunan seyler gormeyi, yoga ile ilgili ayrintilar bulmayi, meditasyon teknikleri falan bekliyordum. Sabah vardigimizda, hizlica dolastik standlari. Herkes degisik sekillerde ayni seyi vaad ediyordu, healing yani tedavi etmeyi!

Bakindigimiz standlardan biri yakaladi bizi, hos bir Hintli kadin ogretilerinden bahsetmeye basladi. Elindeki kagitta 2 foto vardi, biri kendi ustalarinin digeri de Isa'nin.. Sonra bir adam denememiz icin ogretilerini bizi yanina oturttu. Yapmamiz gereken basitti. Ra Raez yani 'ustalari'nin adini gozlerini kapatip tekrarlamak gerekiyordu. Denedik. 1-2 dakika sonra sordular kalp atislarimizin bu ritmle atip atmadigini, dogrusu bende hicbir degisiklik olmadi. 'Oteki yarim' ise kafasinin arka kisminda sicaklik ve rahatlama hissettigini soyledi. Ben cok etkileyici bulmadim elbette bu tecrubeyi. Istedigin bir kelimeyi bir sure tekrarlarsan yine ayni sonucu alirsin. Onemli olan rahatlayabilmek ve focus olmak.

Sonra, 30dklik bir meditasyon seansina dahil olmaya karar verdik ve gidip yerimizi aldik. Her yastan 20-25 kadar kadinli, erkekli bir grup olarak birbirimizi suzduk once. Ardindan, Tamara geldi. Biraz sasirdim dogrusu. Tamara, 50lerinin ortalarinda dunya sekeri, ev hanimi kilikli bir japon hanimdi cunku. Farkindayim, on yargilarim ortaya cikti bu cumlemle ama gercektende asagida, standlarda duran o mistik tiplerin yaninda biraz suslu bluzu ve bej pantolonu ile cok siradan, boylece son derece sira disi gorunuyordu Tamara. Kendi dilinde verdigi direktiflerini tercumani sayesinde anlayip uygulamaya basladik hemen. Gozlerimizi kapatip, merdiven hayal ettik once. Sonra, kac yasindaysak o kadar basamak koyduk merdivene. Ardindan, yavas yavas basamaklari cikmaya basladik. Tamara, hangi basamagi yani hangi yili cikmakta zorlandigimizi sordu. Burada durmamizi ekledi. Bunlar olurken, aramizda dolasip, bize dokunmaya ve affirmation lar soylemeye basladi. Kisisel tarihimin merdivenlerinden cikarken son 3 yilda duraksadim ben. Ondan once de elbet uzuldugum seyler, hayalkirikliklarim olmustu ama galiba bu kez benim dahilim ol-a-mayan birsey yasadigim icin bu ilk kez bu kadar caresiz hissediyorum kendimi. Tam bunlari dusunurken ben, omuzumdaki ellerin sicakligini hissettim, 'sen onemlisin' diyordu Tamara, duydum. Bir sure sonra actik gozlerimizi ve animsadigimizdan emin olduktan sonra sozlerini 2. denemeye gectik. Dogrusu ben oldukca zorlandim gozlerim kapali, oturmaya calismaktan. Gormek isterim ben butun olanlari, kipirdamadan oturamam da ustelik. Bu yuzden hep zorlanirim meditasyon yapa-r(maz)ken.

Bu kez, yine gozlerimiz kapali, yuvarlak bir masa gormemiz istendi. Sonra uzerine siyah bir masa ortusu ortmemiz. Tamara, masa ortusunun ne tur bir kumastan yapildigini anlamamizi isterken ben bir suru kumasi deniyordum bile. Ayrinti olmasi gereken bir durumda ben kumasin cinsine takildigimdan asil noktayi kacirdim biraz. Masanin uzerinde en cok ihtiyacimiz olan seyi dusunerek birsey gormeliydik. En cok ihtiyacim olan seyin, son yilarda en cok ugras verdigim sey oldugunu dusundugumden gordugum oldukca manipulatifti. Bu arada, gelip oteki yarim ile bana ayni anda dokunmasi tuhaf geldi. Onca insan icinde bizim birlikte oldugumuzu anlamasi yani. Biz coktan yerimizi almistik Tamara odaya girdiginde ve zaten kimse birbiri ile konusmuyordu. Bir cesit bag olusturdu ortamizda durarak, bir eli benim omuzumda, digeri 'oteki yarim'in. Dedim ya tuhaf bir kadindi. Cikarken sarildi bize ustelik. Beklenmedik 1 japon tavri daha. Birbirimize ne gordugumuzu soylerken 'oteki yarim' ile, onun 'dinazor' evet evet dinazor gordugunu ogrenmek ilginc geldi. Bunu sormaliyiz dedim, nedense, biraz aglamakli bir ruh haline girmistim ben bu arada. Yine hormonlari sucladim tabii:) Tamara'ya gore dinazor gormenin anlami ise suydu ' dinazor buyuk bir hayvan, bu sevdiklerine destek oldugunu, bunun onemini gosteriyor ayrica da hala icinde kucuk bir erkek cocugu oldugunu'...

Bu deneyimden sonra 1-2 saat kadar cikip yuruduk. Ardindan geri donduk, arkadaslarimiz da gelmisti artik. Shiatsu mu yoksa Reiki mi denesem diye dusunurken, reiki de karar kildim. Sadece kafa ve omuz bolgesine yapilan bir cesit masaja baslamadan once sordugum sorulara pek cevap veremedi ne yazik ki reiki ustam. Zaten ben yine etrafta olan bitenle mesguldum, pek bir degisiklik hissetmedim masaj sonrasi. Sirasini bekleyen 'oteki yarim' ise bir tesaduf sonucu gercek bir 'usta'ya rastladi. Ben sorularimi orada bulunan 2. reiki 'master'ina sordum tabii. Cakra noktarindan ozel konulara geldi sohbet. Bana 1 ya da 2 gunluk kurslarina katilmami israrla tavsiye etti 2. usta. Ardindan masaji biten 1. usta ile konusmaya basladik. Bana ozel gorusmemizin yararli olabilecegini soyleyerek ev telefonunu bile verdi. Dogrusu, icimdeki herseyin altinda 'neden' arayan supheci arayacagimi dusunmuyor..

Bir baska degisik deneyim ise 'inversion therapy' seansina katilan arkadasimizi izlemek oldu. Cocukken oynadigimiz leylek leylek havada'nin daha gelismis versiyonunu yani;) Kisaca, yere yatan terapist sizi ayaklari ile havaya kaldiriyor. Fakat bunu yaparken bazen pozisyonunuzu degistiriyor, bazen bacaklarinizi ve bileklerinizi bagliyor. Toplam 30dk suren 'deneyim' disaridan son derece estetik gorunuyor ve omurga sorunu olan arkadasimiz bu deneyimin ardindan cok iyi hissettigini soyluyor. Elbette bu deneyim icin, guven, rahatlama ve kendini birakma gibi benim yapamayacagim/yapamadigim on sartlar var. Bir kuklayi oynatir gibi ellerinizi, kollarinizi, bacaklarinizi siz havadayken yoneten adama guvenmek sart tabii..

Bir baska populer isim unlu rustu. Kasim ayine kadar hic bos yeri yoktu ustelik. Bunlarin disinda, ki terapisi, hint kafa masaji, cesitli taslar, gong terapisi gibi seyler de vardi. Bir kismi ise gercekten sacma (BS!!) ve para tuzagiydi. Aura profili, kristaller ile DNA aktivasyonu, yaglar ile kanser tedavisi gibi..

En son, bir sufi'nin seansina dahil olduk. Ilk once, toplam 5 kisiydik, sonra 30 kusur kisiye ciktik. Sufi felsefesinden her zaman etkilenmis biri olarak biraz daha derin birsey bekliyordum galiba ben. Once Rumi'den birkac sey okudu, ardindan zikr etmemize onculuk etti 'rehber'imiz. 'Allah' diye zikr etmek odadaki cesitli dinlerden insanlara biraz tuhaf geldi once ama 'rehber'imiz acikladi her dinde ayni tanri'nin adi olduguna bunun. Sesini her zaman buyuleyici buldugum ney'ini calma firsati olamadi ne yazik. Nerede toplandiklarini sordum, veda ederken. Bana adresi, saati verdi ve giderken omuzuma dokunup 'eger gidersen boyle olmasi gerektigi icinmis demek ki' dedi bir de son derece mistik bir tavirla:) Icimdeki 'lost' fanatigi 'see you in other side brother' demek istedi ama engel oldum:)

Gune hep birlikte gittigimiz harika bir aksam yemegi ve festival degerlendirmesi ile son verdik. Aklimda kalan ve en etkileyici buldugum ise konustugum herkesin egolarindan siyrilmayi basarmis olmasiydi.. Tum dinlerin, felsefenin, ogretilerin ortak hedefi olan, 'ego-less' bu insanlarla tanismak, zaman gecirmek bile basli basina bir deneyimdi. Bakalim, bu persembe sufi dergahina gitmem gerekiyor muymus, gorecegiz...

15 Mayıs 2009 Cuma

Cuma

hep en sevdigim gun olmustur. Bugun yine cok guzel.. Dun herseyin agir geldigi gunlerden biriydi, aksam annem 'ayar' verdi. Duzeldim:) Oyle kendinden beklenmeyecek onerilerde bulundu ki aglamak uzereyken gulmeye basladim, hala da gulumsuyorum onerilerini dusundukce:)

Olacagina hic ihtimal vermedigim birseyin olabilecegi mesaji geldi sonra, daha da hafifledim. Kendi yarattigim labirentlerin birden cikislari gorunuverdi!

Yarin cok zamandir gormedigim bir suru kisi bize geliyor. Ne zaman birilerini agirlayacak olsam hep strese girerim ama bu kez cok rahatim. Cok eglenecegiz biliyorum. Cok iyi bir yaz olacak onu da biliyorum.



Dedim ya bugun cuma ve benim en sevdigim gun.. Gerci bilge 'pooh'un dedigi gibi, 'bugunun guzel bir cuma olmasi icin cuma olmasi yeterli'!

14 Mayıs 2009 Perşembe

Yenilen pehlivan...

Bu aralar sanki bir kisir dongu icinde yasiyor gibiyim. Bitti, tamam, gecti dedigim seyler, donup donup yeniden basima geliyor. Hem de ust uste, ayni daha once oldugu gibi.. Bu durum biraz canimi sIkIyor ama iyi dusunmeye calisip 'sabirli olmak' lazim diyorum.. Tam yenilen pehlivan durumundayim, yenildikce bir daha, bir daha basliyorum gurese ustelik bir oncekinden de fazla bir hevesle. Kimbilir belki de hayat bana yeni sanslar veriyordur degil mi??



Gunun sarkisi:

http://www.youtube.com/watch?v=K-wqdwgOwDk

PS: Yok yok, ben o kadar umutsuz degilim, en azindan olmamaya calisiyorum:)

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Gelsin, hayat bildigi gibi gelsin...

Bu aralar rap'e merak saldim. Sahiden! Simdiye dek rap iliskim 'oteki yarim' sayesinde/yuzunden EMINEM'in sarkilarindan ibaretti. Bir de Ceza'yi bilirdim, C. Ercetin ile birlikte soyledigi sarkidan, harika milliyet gazetesi reklamindan, 'fark yaratan' sarkisindan. Hepsi bu. Rap kulturum bundan ibaretti iste. Ahh, bir ara gunde 100 kere dinledigim The Streets vardi bak, unutmusum. 'Dry your eyes mate' diye az bagirmamistim arabanin icinde:)

Son gunlerde baska birini daha kesfettim, Sagopa Kajmer. Ilk dinledigimde cok begenmedim acikcasi, biraz arebesk geldi. Ses tonunu begendim sadece. Sonra, birkac sarkisini yukledim onun da, ipod'a Ceza ile birlikte.. Simdilik 2 tane favorim var:

1. Ceza- Sezen Aksu; Gelsin hayat bildigi gibi gelsin
Soyle bir nakarati var ki sarkinin, baska soze gerek birakmiyor:

"Gelsin hayat bildiği gibi gelsin, işimiz bu yaşamak,
unuttum bildiğimi doğarken, umudum ölmeden hatırlamak
..."

2. Sajopa Kajmer; Muamma

'Ulaşılacak Saadete Kaç Kapı Daha Var
Açtım Açtım Kapıları Girdim Bomboş Evlere Vardım
Yardım Lazım Bana,Şansım Yaver Sanma
Hiç Hoş Değil Gördüklerim Amma,Emin Değilim Herşey Muamma..
'

Bu kadar birbirine zit iki duyguyu/sarkiyi ayni anda sevebilmem ve dinleyebilmem tuhaf tabii. Ama insan da tuhaf degil mi zaten, bir suru duyguyu/dusunceyi ayni bedende, beyinde tasiyabilmesi ve hissedebilmesi tuhaf degil de ne? Sanirim onemli olan neyi sectigimiz. Bir arkadasim cok kotu hissettigim bir zamanda 'mutsuz olabilirsin ama sakin umutsuz olma' demisti, ne kadar dogru..

Hepimizin basimiza gelenlerden cikardigi dersleri cebine koyup -isteyen kulagina da takabilir tabii:)- 'yasamak sakaya gelmez' diyen saire bir selam gonderip yoluna devam edebilmesi umuduyla...

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Ic ice

Meger icimde biri daha varmis, hem de en baskin, en basina buyruk olani oymus.. Kavga edenlere bakmadan, sessizce planlari yapti, otekileri de yanina cekti ve toparlandik hep beraber cabucak. Perdeleri de kapatmadi ustelik. Tuhaf.. Hayat tuhaf, insan daha da tuhaf.. Insan beyni, benligi kendi ozumde ve sonra da genelde hala sasirtmaya, buyulemeye devam ediyor beni.. Hafizam cok gucludur benim, hep ovunmustum bununla, simdilerde ise 'iyi ki' diyorum, 'iyi ki unutabiliyoruz' ve hatta iyi bir hafizaya sahip olmayi bir tur 'curse' olarak gormeye basladim..
En sevdigim sair/sarkici yeni album cikarmis, dinliyordum gecenlerde. Oyle 1 sarkiyi 50 kere dinlemem lazim eger sevdigim birine aitse. Hem is yapip, hep dinlerken 51. kez, 'bırak hazır açmışken kapılarını kalbim(n)e biraz daha temiz hava girsin' dedi kulagima.. Sonra, haftasonu gittigim film festivalinde en cok guldugum adam, hem de kendi filmini izlemek icin gelip yanima oturmasin mi! Bol bol gulduk birlikte, bazen altyazilar ile dalga gectik, bazen muzik baslayinca birlikte tempo tuttuk. Tum bunlardan bir anlam cikardim elbet. Hidirellez'i de firsat bilip, icimdeki firsatcinin dileklerini siralamasina da goz yumdum.

Hergun bir digerinden farkli, hergun yeni umutlar, yeni hayaller, yeni hayatlar doguyor. O zaman hergun yeniden temize cekmeli insan kendini.

Son yillarda hep ayni seyleri diliyorum, belki de zamani gelmistir dileklerimin, biraz daha direnmeli ve skor tutmayi birakmali..

29 Nisan 2009 Çarşamba

flatline

aslinda gecen hafta anlamistim durumu ama 'iyi' dusunmeye devam ettim. once ct kisa sureli, sonra dun sabah daha kesin emin oldum flatline'i gorunce. ardindan bir umut daha dogdu, hani elektrosok verilince kalp atmaya baslar ya yine, biraz cilizdi ama oradaydi iste. bugun aksam uzeri flatline kesinlesti. simdi icimde 2 kisi surekli konusuyor, birbirlerini hic dinlemiyorlar. biri 'yeter, cok yoruldum artik, olmuyorsa belki 1 anlami var, birakalim artik' diyor, oteki bir sonraki macera icin gunleri sayiyor.. bense tum perdeleri kapatip biraz uyumak istiyorum. uyandigimda hersey yine guzel olsun, yine cicekler dolsun bahcem...
bu film de boyle bittii.. bu da 'end of this chapter' olsun..

28 Nisan 2009 Salı

action action!

bugun hayatimi aksiyon filmi tadinda yasiyorum. bir an 'dogru' olduguna kesin inandigim bir sonraki an supeheye dusuruyor ve surekli birileri baska yonlere cekiyor dikkatimi.. filmin devami ya da sonu daha bellid egil ama ben suprizli guzel 1 son daha da iyisi 'to be continued' yazisi bekliyorum:)

25 Nisan 2009 Cumartesi

basliksiz

durduk yerde canimi acittim bugun. halbuki ne kadar umutlu, mutluydum son gunlerde.. bakalim gercekten 'durduk' yerde miymis canimin acisi yoksa biraz gereksiz evham mi.. gorecegiz...

19 Nisan 2009 Pazar

Bugun pazar..

Hava guzel, ayaklarimi uzatmis icime cekiyorum acik kapidan sizan cimen kokusunu. "oteki yarim' cimleri kesiyor arka bahcede. Derin bir defes daha aliyorum ve 'mutluluk bu iste' diyorum, icimde umutlar, disarida hafif bir esinti ve gunesli bir ogleden sonra.. Bugun pazar.. Sevmezdim eskiden hic pazarlari, galiba ogrendim artik hergune ayri ayri minnet duymayi.. Bugun pazar ve huzur var havada..

17 Nisan 2009 Cuma

Yarin

yarin buyuk gun benim icin, Bir baslangic belki de. Yani oyle olmasini umuyorum. Cokca heyecanli biraz da endiseliyim. Uzun zamandir cikmak istedigim bir yolculugun onemli adimlarindan biri. Kafamin icinden kotu senaryolar geciyor ama yeni ogretilerim notrluyor kaygilarimi. Iyi seyler olacak diyorlar, sen devam et iyi dusunmeye. Mutlu son istiyorsan mutlu bir yolculuk yapmalisin, unutma!

Simdi derin bir nefes alip, disari vermeli endiseleri. Guzel ruyalar gormeli ki guzel olsun gunum!

"What is now proved was once only imagine'd."
W. Blake

14 Nisan 2009 Salı

laleler acti


senin icin, benim icin, hepimiz icin actilar laleler...

6 Nisan 2009 Pazartesi

Marti

Bahar cigliklarimin ardindan bir ruzgar esti ve biraz karistirdi hayatimi. O yuzden yazamadim bir suredir.

Gecen haftasonu icin, 'oteki yarimla' bir kacamak planlamistik coktandir. Cok uzak olmayan ama bizi gunluk telaslarimizdan uzaklastiracak bir haftasonu.. O hafta iyi/kotu bir suru supriz, bir suru sey oldu. Cuma gunu, daha baslamadan 'sakinlestirici' kampimiz ben nefes alamaz hale gelmistim bile. Kalacagimiz otele yerlestik, sonra hemen 'sehir' kiyafetlerimizi cikardik ve spor salonuna kostuk. Heryeri aynalarla kapli salonda once kosu bandina ciktim. Yavas yavas basladim yurumeye.. Once karsimda duran kendime baktim yururken, sonra diger yansimalarima takildi gozum. Farkettim ki sadece karsiya bakiyorum yururken, belki biraz da yukariya ama baska yonlere degil. Bunun uzerine, yandan, arkadan, karsidan, kisaca her yonden baktim kendime. Sonra, aynada yansiyan gozlerimin icine diktim gozlerimi, bantin hizini arttirdi parmaklarim. Kafamdakiler uzerinde hizla yurudugum banta akti sabirsizca, ben gozlerim karsimdaki gozlerime dikilmis, hepsinin uzerinden yurudum gectim. Bant akti, butun endiseler geride kaldi, adimlarim hizlandi, gozlerimdeki isik belirginlesti..
Ertesi gun icin planimiz yeni acilan spa'ya gitmekti. En ustteki acik havuza attik kendimizi. Disarisi 5 derece kadar, soguk sayilabilecek bir isida, biz ise 40 derece suyun icinde, sehrin muhtesem manzarasina bakip sohbet ederken bir anda O'nu gordum. Marti'yi. Sessizce geldi, havlularin uzerini kapayan kucuk catiya kondu. Ne zamandi tam hatirlamiyorum ama Jonathan Livingston ile tanistigimdan beri ayri bir yeri var martilarin hayatimda. Copleri yemekten mutasyona ugramis Istanbul martilari da hep arkadasim olmuslardi. Bu, denize en az 1 saat uzakliktaki tarihi sehirde O'nu gormek biraz sasirtti once, sonra gulumsetti.. Biliyorum, O arada sirada boyle gelir beni gormeye. Ilk bu ulkeye yerlestigimizde, kendimi cok yalniz hissetigim zamanlarda Ankara'daki martilar uzerine bir yazi okumustum, o zaman uzulmustum biraz. Ankara'da marti olmasini, balik pazarina mal tasiyan kamyonlarin pesine dusmeleri sonra da 'karin tokluguna' bu kentte kalmalari ile acikliyordu yazi biraz daha romantik bir dille. Kendimi o martilar gibi hissetmistim, karin tokluguna degil ama hayallerimi gerceklestirmeye gelmistim ben de bu 'deniz'siz sehre.

Ama sonradan anladim ve artik biliyorum ki:
'Bütün martıların amacı uçmak değil yemek bulmaktır; ama Jonathan'ın amacı uçmak ve yeni şeyler öğrenmektir'

Tum Jonathan'lara selam olsun!

14 Mart 2009 Cumartesi

icim disim bahar

En cok sevdigim mevsim kisti eskiden. Yazin dogmus olmama ragmen pek sevmezdim yazlari. Herkesin evlere kactigi, yapis yapis terli, sonra kotu kokulu, geceleri uyunamayacak kadar sicak yazlari sevmezdim iste. Halbuki kislar hep daha 'sicak'ti benim icin. Konserler, sinemalar, festivaller, kitap fuarlari, sicacik kahve molalari ile taclanan dost sohbetleri.. Bu yuzdendir belki de hep usumeyi terlemeye tercih ettim. Sonra, Istanbul'un yapis yapis yazlarini ve simsicak kislarini birakip baska bir ulkeyi, baska bir sehri izlemeye basladim. Bu sehirde sevdigim cok sey var ama yine de ozledigim seyler de var o sikayet ettigim ulkeye, sehre ait. Ya ben cok gectim, aklim ruhum, beynim her daim 'bahar'di, ya da mevsim gecisleri pek belli olmuyordu, birden paltolari cikarip, tisortle gezer oluyorduk, o yuzden pek 'bahari' hissetmiyordum. Benim icin ilk bahar demek sinav, yaz tatili planlari; sonbahar demek okulun acilmasi, hayatin canlanmasi demekti. Tamam, martta acan, adadan, cingenelerin getirdigi mimozalar mujdelerdi bahari, sonra bogazdaki erguvanlar da ama galiba ben hep mesguldum ve bunlar sadece kucuk ayrintilardi benim icin. Yine de ilk cikan mimozalari hep ben alirdim.

Bu sehirde kislar cok soguk degil, yazlar da pek yaz gibi degil ama kesinlikle baharlar bahar gibi! 2 gundur, ise giderken hayranlikla bakiyorum etrafima. Yolun 2 tarafinda da agaclar cicek acmis. Beyaz, pembe, daha pembe, en pembe.. Cicek icinde agaclar. Yemyesil cimlerin arasinda, sumbuller, nergisler, laleler biz de variz dercesine kafalarini kaldiriyorlar. Gunes arada bir ciksa da bulutlarin arasindan, hepimize yetiyor verdigi enerji, isik. Biraz once, sabahin korunde uyaninca, arka bahceye ciktim. Guller tomurcuk vermis, kurumus dallar yesermeye yuz tutmus. Bizim suprizli bir bahcemiz var. Oyle ki, bir bakiyorsunuz laleler acmis, sonra ayni yerden 2 ay sonra gardenyalar kafalarini uzatmis. Bir suru tomurcuk vardi yine sabah ama hangisinden ne acacak bilemiyorum, supriz:) Severim cicekleri ama dogrusu ugrasmayi sevmezdim daha once. Annem super bir bahcivandir simdi de 'oteki yarim' seviyor toprakla oynamayi. Gecen yil, cicek pazarindan bir suru cicek alip gelmistik. Hercai menekseler, begonviller, ortancalar, degisik cicek soganlari. Hepsini bir yerlere diktik, saksilar cicek doldu ama baktik, toprak yeterli degil. Bunun uzerine on taraftan, cicek tarhindan biraz toprak caldik. Biraz once baktim ki, bizim caldigimiz topraklarin icine saklanmis baska soganlar varmis:) Simdi ayni saksida sardunyalarla nergisler arkadas olmus, gulumsediler, beni boyle saskin gorunce.

Yaslanmakla mi alakali bilemem ama bu bahar sanki baska bir bahar. Disarida agaclar, cicekler, icimde hayallerimin tomucuklari. Icim disim bahar!

Gunun sarkisisi: Bulent Oracgil, Butun cicekler su ister

8 Mart 2009 Pazar

Butun kadinlara



Guclu kadinlari hep sevdim. Ne sansliyim ki ailemdeki kadinlar hep ayaklari yere basan, haksizliklara bas kaldiran, entellektuel, gerektiginde yuruyup gitmesini de bilen kadinlardan. Sonra buyudum ve anladim ki butun kadinlar guclu aslinda. Egitimleri, konumlari, yaslari kac olursa olsun hep antenleri acik, ogrenmeye, anlamaya egilimli, kimi zaman sadece sessiz kalarak kimi zaman sozlerinin sonuna kadar arkasinda durmayi bilen butun kadinlar...

Guzelliginizin, akilliliginizinin, tatliliginizin, sevmekten ve vermekten korkmayisinizin,

Kendiniz olup baska hickimseye benzememenizin, ve hatta birbirinize bile,

Bir degil de iki X kormozomuyla yaratilmis olusumuzun ulvi amacini hakli cikardigini dusunuyorum.

8 MART kadinlar gununuzu cok sevdigim ve en ozledigim cicek olan mimozalarla kutlarim!

5 Mart 2009 Perşembe

metroda 1 sabah:

Gecen gun, ise gelirken sabah, biraz gec kaldim. Daha dogrusu her zamanki 'yol arkadaslarim' ile ayni metroya yetisemedim. Her zamanki yerime oturdum ve yeni yoldaslarimi incelemeye koyuldum. Tam karsimdaki koltugun yaninda orta yasin uzerinde, uyuklayan bir adam vardi. Kulaginda da kulakliklar, ama kafasini tutunmak icin kullanilan demire dayamis, uyuyordu iste. Bir durak sonra biri daha katildi aramiza ve karsimdaki koltuga, uyuyanin yanina oturdu. Uyuklayan adam ne kadar yorgun, bezgin gorunuyorsa bu yeni, genc, yakisikli, motosiklet montlu, hafif uzun sacli, bakimli, guzel giyimli ve yine kulaginda kulaklikli yolcu o kadar zittiydi komsununun. Sadece ben degil herkes dondu bakti aramiza katildiginda:) Birkac durak gitmistik ki, bu arada uyuklayan kahramanimiz arada gozlerini aralayip kontrol ediyordu hangi istasyonda oldugumuzu, tren bir sure durdu. Durunca, motorun sesi de kesildi. Boylece, bu 20-30sn lik sessizlikte butun diger sesler duyulur oldu. Uyuklayan kahramanin kulakliklarindan disari tasan muzigin sesi de! Iste o anda herkes saskin gozlerini yari-uykulu kahramanimiza cevirdi, son derece yuksek bir volumde heavy-metal/punk karisimi dinleyip uyuyabilen bu muthesem adama! Ama en cok da komsusunun yuzundeki saskin ifade gorulmeye degerdi. Ben hemen gazetemle yuzumu gizledim tabii, bu harika andan aldigim zevk gorunmesin diye..

Simdi yazdiklarimi okudum da, aklima geldi. S Ferah ya da Pink bagirirken kulagimda benim hakkimda ne dusunuyordur acaba insanlar? Dusuncesi bile eglenceli:)

Dinledigin muzik/dusuncelerin/hayata bakisin ile dis gorunusunun neden ortusmesi gereksin ki?

bahar, mod, vs vs vs

Bu aralar 4 gozle bahari bekliyorum. Gunes bize bulutlarin arasindan 'nanik' yapip yine uyumaya gidiyor. Tam cicekler acti, gunler uzadi, hava da duzeliyor galiba derken yine ruzgar, yagmur, soguk. Yok yanlis anlasilmasin, severim ben, annemin deyimiyle, 'puslu' havalari ama icimde bahar coskusu varken bu aralar, istiyorum ki disarisi da uysun buna.
Yine havalari sucluyorum, ama cok zorlaniyorum son zamanlarda yataktan kalkmakta. Gec yatiyorum, bir suru sey oluyor hayatimda ve ben bunlardan cok mutluyum ama su sabah erkenden kalkmak yok mu! Yeni aslinda bana bu sabah kalkamama durumlari. Sabah erkenden uyanmayi, hemen yataktan kalkip kosturmayi sevdim aslinda hep ben. Su siralar cok yorgunum sabahlari, neredeyse aksamkinden daha yorgun. Sabah alarmi, radyonun klasik muzik kanali. Acaba diyorum degistirsem muzigi ise yarar mi? Aklimdaki birkac aday:

* Gripin'in 'hadi kalk hadi kalk uyaaaan, dinle beni gec olmadan' diye baslayip giden akustik sarkisi. Tehlikesi sarkinin 'gittik, gorduk, geldik yolar yalan' diye de bir de-motive edici bolumu olmasi:)
* Sebnem Ferah'tan 'sil bastan', hani her sabah yeni baslar ya hayat.. Ama biraz yavas basliyor sarki, buyuk ihtimalle ben ruya goruyor olabilirim nakarata ulasildiginda:)
* Yoksa, Pavarotti, Bryan Adams, Andrea Bocelli'den 'all for love' mi iyi gider?

Yok, yok buldum galiba en iyisi M Sandal'dan 'kiz seni alan yasadi' ile uyanmak:) Kendini begenmis mi, kim ben mi????

24 Şubat 2009 Salı

Yol hikayeleri

Tuhaf seyler oluyor yine... Dun ise gelirken yine kulagimda ipod, yeni indirdigim 'eski' sarkilari dinliyordum.. Tam B. Ortacgil ve Teoman 'mavi kus'u soylerken bir anda oluverdi. Otobus, yavasladi, koca govdesi piyano ile ayni ritmi yakaladi ve koca yolda 'mavi kus'a kendi 'kirmizi kus' hali ile eslik etmeye basladi. Saskinlikla etrafima baktim ama herkes sabahin mahmurlugundaydi galiba kimse farketmedi, yok yok, pusetteki bebek anladi:)

Mavi kus sanki bir dustu ve kasla goz arasinda ben de gordum ayni dusu...


Bir baska gun, bu kez eve donerken metroda oldu benzer birsey. Hep sevmisimdir insanlarin yuzlerini incelemeyi. Kucukken, lisedeyken:), insanlarin ellerinden yaptigi isi ve hayatini tahmin etme oyunu oynardim kendi kendime. Sonra, buyuyunce biraz daha dikkatle bakmaya basladim, bu kez yuzlerine. Yuzlerindeki kirisikliklara bakip, o kirisikliklarin anlattiklarini dinlemeye basladim.. Yine boyle bir anda, karsimda oturanlarin cocuk yuzlerini goruverdim. Su adam mesela, ciddi bakislari, takim elbisesi, kirlasmis saclari ve 'onemli' dokumanlarini tutan ellerinde birden merakli cocuk bakislarini gordum. Sonra yaninda oturan, hos zenci kadina takildi gozlerim. Dikkatlice yapilmis makyajindan, elinde simsiki tuttugu cantasina kaydi bakislarim. 'Hello kitty' yaziyordu cantanin uzerinde, o anda dokunup yuzune ' everything is going to be fine baby' demek istedim. Ardindan ayakta duran bir cift ilisti gozume. Adamin olgun bakislari ve kizin muzip gulusleri ile oyalandim biraz. Sonra inecegim duraga yaklastigimi anons etti hep ayni neseli tonla konusan otomatik kadin sesi. Ben kendi cocuklugumu dusundum. Guzel ve mutlu cocuklugumu. Ilginc ama ben hayatimin hicbir donemini yeniden yasamak istemedim simdiye dek. O yuzden hep sevmisimdir dogumgunlerimi. Bulundugum yerden -genelde- memnun, daha cok yuzum ileriye donuk durdum hep. Belki de bu yuzden az 'keske'lerim. Ne guzel.. Cok daha guzel seyler olacak biliyorum, bekliyorum ve umuyorum.. Kendi cocuk yuzumu saklamaya ise hic ugrasmiyorum belki de bu yuzden ozlemiyorum cocuklugumu..
Zaten hep yanimda tasiyorum!

Ders

2 hafta once yoga yapiyorduk pazar sabahi. Sabah olmasindan mi yoksa mevsimden mi bilemem ama biraz tutuktum dogrusu. Ozellikle esneme hareketlerini yaparken uzun zamandir ilk kez zorlandim. Sanirim bu da yuzume biraz mutsuz bir ifade ile yansidi. Bunu farkeden yoga hocam 'iyi misin' diye sordu. 'Biraz tutugum bugun' dedim. 'Sahi mi, aslina bakarsan nefesin uzun zamandir ilk kez bu kadar dogru' dedi!

Simdi bundan cikarilacak kisa vadeli, kisisel ders: Bir seyleri nasilsa yapabiliyorum diye dusunmeden yapinca pek de dogru olmayabilir, ancak butun dikkatimizi yaptigimiz ise verdigimizde yaptigimiz is en dogrusu oluyor.

Uzun vadede ise; tam da yapamadigimiz -basaramadigimizi- dusundugumuzde birseyleri belki de yapabildigimizin en iyisini yapiyoruzdur??!

13 Şubat 2009 Cuma

Gunun anlam ve onemine dair:



Dostlarimi dusundum bugun, insan ailesini secemiyor -belki de seciyoruzdur??- ama dostlari bir sure sonra ailesi oluyor. Ben sansliyim, ailemi de dostlarimi da iyi secmisim.. Iyi ki varsiniz!
Biraz once cok eski bir dostumdan gelen bu ileti, bunu okuyanlara gitsin:)

Sevgilisi olanın olmayanın,
Olup da yok gibi olanın,
Yok da var gibi olanın,
Olmayıp çok isteyenin,
Oluyo da noluyo diyenin,
Oldugu için çok mutlu olanın,
Olmadıgı için çok mutlu olanın,
Onsuz olamayanın,
Onunla hiç olamayanın,
Herseye ragmen yüreginde her daim aska yer olanın…
O zaman kısacası herkesin sevgililer günü kutlu olsun.
Sevgi hep sizinle olsun, yüreginizde aska hep yer olsun.

Sarkilardan fal tuttum

Ipod'umdaki sarkilar sanki hayatimin bir ozeti.. Arada gunluk/aylik gecici sarkilar girip cikiyor ama 'demirbas' sarkilarim hep ayni. Ne zaman yeniden dinlesem, mesela 10 yil once dinledigim sarkiyi, 10 yil once yeniden canlaniyor gozumun onunde. Neredeyse ayni seyleri hissedebiliyorum, yok simdi bunun bilimsel nedenlerine girmeyecegim:)

Bu sabah da oyle oldu iste, once Teoman' her zaman kaybettik senle ben' dedi, ben bu sarkinin hayatimdaki yerini dusunurken bir anda 'sevdim seni 1 kere, baskasini sevemem' calmaya basladi. Yaptigim hatalara, verdigim kararlara, simdi durdugum yere ve en onemlisi birlikte yurudugum 'oteki yarim'a sukrettim. Butun pembe isiklari gonderirken icimden O'na, Muzzeyyen Senar 'benzemez kimse sana' diyordu:)

Dokunus..

Bu aralar cok ilginc bir kitap okuyorum, okudukca daha da motive olup, heyecanlaniyorum. Bir bolum mesela DNA'ya ayrilmis:

2003 ve 2005 yillarinda arastirmacilar cok basit bir deney yapmislar. Sican yavrularini gunde, sadece 15dk kadar nazikce oksamislar. Bunun sonucunda sadece 1 hafta sonra, bellek ve mental yetileri ile ilgili spesifik genlerde aktivasyon saptamislar. Stress ile basedebilme de gelismis.
Gunde sadece 15dk!!

1995 yilinda yapilan bir diger calismada ise, 'anne' dokunusundan uzak olmanin etkilerine bakilmis sican yavrularinda. Hucrelerin, organlarin gelismesi icin son derece onemli bir buyume hormonunun azaldigi gorulmus. ODC (ornithine decarboxylase) adi verilen gene bakilmis bu kez. Ardindan sadece 10-15 dk kadar anne sicandan uzak tutulan sicanlarda yeniden bu gen seviyesi olculmus ve % 40 dusus saptanmis! Sadece 15 dk'da % 40!

Sevgi buyumeyi tesvik ederken, korku baskiliyor.. Bu veriler sadece belli genlerdeki degisimlere dayaniyor elbet. Hayatimizin yapitasi DNA'yi bu kadar etkileyebilen 'dokunus' baska ne mucizelere yolacabilir bir dusunmek lazim...

Not: Surada benzer bir yazi var:
http://uk.blog.360.yahoo.com/blog-QaGRnn4hdKgvVDpgAwZbbg--?cq=1

11 Şubat 2009 Çarşamba

yabanarisi ve hayat bilgisi

*'Aerodynamically, a bumble bee shouldn't be able to fly, it doesn't know that'

Bunu okudum gecenlerde bir yerde.. Hala hem gulumsuyorum, hem de dusunuyorum uzerinde..

*Aerodinamik kurallarina gore yabanarilarinin ucamamasi gerekir ama yabanarilari bunu bilmiyor'

6 Şubat 2009 Cuma

Kara basma iz olur


Neden kucuk buyuk hepimiz, karda yururken kimsenin ayak izi olmayan yerlerden gitmek isteriz? Bir sure sonra 'su' ya da 'camur' olup, yok olacak ayak izimizi neden birakmak cabasi var icimizde? Tuhaf, bir sureligine bile yeni yollar bulmaya calismamiza ragmen cogumuz risk al-a-madan, daha once yurunmus yollari seciyoruz hayatimizda..

4 Şubat 2009 Çarşamba

Son zamanlarda;


evde boya yaptim. Boyalarla oynamak iyi geldi. Dikkatimi cok da anlamadigim birseye vermek kafami bosaltti. Bu odayi boyamak icin rakiplerinden biraz daha pahali oldugundan ama daha cok kendi magazasinda satildigindan, pek fazla kullanilmayan bir boya secmis -rengine verilen ad hosuma gitmisti- ve 1 yil once almistim. Cesitli nedenler yuzunden bu oda bir turlu boyanamamisti. Kalan 1-2 gunluk izinimi ay sonuna kadar kullanmam gerektigi bildirilince, ben de bari boya yapayim dedim:) Buyuk bir hevesle basladim boyamaya; o da ne! Inanilmaz ama odanin eski renginin aynisini almisim!! Biraz sasirdim, cokca guldum bu duruma. Pek buyuk 1 degisiklik gorunmese de, eskisinden daha temiz oldu en azindan. Duvarin alt yarisini ben de sariya boyadim, boylece oda degisti biraz daha..

Hic beklenmedik bir bicimde cok ama cok kar yagdi sonra! Cocuklardan daha cok sevindim galiba bu duruma. Gozumun onune karli cocukluk fotograflarim geldi. Birinde, sanirim 80lerin ortasiydi, butun apartman kartopu oynuyorduk. Sonra babamla uzaktaki firina ekmek almaya gidiyorduk, bakkallar kapali olurdu o zaman.
Bir digerinde, sanirim daha buyuktum, yine cok karli birgunde babam, kardesim ve ben variz. O zamanlar cok yeni olan uzeri cikulata kapli biskivulerden almisiz, disarida oynadiktan sonra iceride bu biskuvileri yiyip isiniyoruz..
Bir baskasinda, karda teyzemle yuruyoruz, anneannem zor izin vermis disari cikmama, hasta olurum diye, ama ben bayiliyorum bu karli havaya..
Bunlar gibi guzel, mutlu cocukluk kareleri var iste aklimda.. Oteki yarimla ben bu yasimizin karli havasinin tadini cikardik elbet. Yuruduk, kostuk, bol bol fotograf cektik ve cok eglendik. Bu beklenmedik gun, bir baska mutlu kar karesi olarak beynime, hafizama yerlesti.

Sabahlari ise gelirken dinledigim ipod'uma yeni sarkilar ve birkac sesli kitap yukledim. Bu ara yeni eglencem, sabah sabah cikan sarkiya gore gunun falina bakmak:) Dun, motive edici konusmalardan biri vardi mesela sirada, ardindan, guzel sesli konusmaci derin 1 nefes alip bir sonraki bolum icin anonsunu yapti veee N.Oncel en komik sarkilarindan birini soylemeye basladi. Ben de gulmeye basladim tabii. Yakinda bu kendi kendime gulmelerim yuzunden adim iyiden iyiye deliye cikacak!

Mantikli

Tuhaf seyler oluyor son zamanlarda.. Once kucuk bir is icin fiyat aldigim aslinda begendigim ama sonrasinda baskasi ile anlastigim adam surekli bana txt gondermeye basladi. Neden isi ona vermedigimi sorgulamakla baslayip, sonunda vaktini aldigim icin para istemeye kadar giden mesajlar. Ilk birkac gun muhatap olmadim sonra devam edince cok sinirlendim, hadi itiraf edeyim biraz da korktum. Sonunda buna cevap vermem gerektigini dusunerek ben de ona yazdim. Kararli ve acikca! Son 1 mesaj daha geldi ve bitti..
Ardindan iste buna benzer birsey yasadim hem de ayni hafta! Patronum benden 2 kisinin isini yapmami ve hatta bunu hep yapmami istedi. Cok uzuldum, sinirlendim, neredeyse istifa edecektim. Neyseki tum bunlar e-mail yolu ile oldu o yuzden duygularimi bir kenara birakip, sakinlesip, bir daha okuyarak gonderdim dusuncelerimi ve kararimi. Birkac e-mailden sonra patronum, daha fazla ustume gelirse ikimiz icinde bunun zararla bitecegini anlamis olmali ki kabul etti kararimi. Tam olarak bunu dile getirmese de baska seyler hakkinda haberlesmeye basladik son zamanlarda..
Farkli gorunen ama ayni iki olay.. Once ikiside cok uzdu, hatta havlu attirdi ama neyseki serin durarak ve mantigi elden birakmayarak cozulduler, en azindan simdilik..
Kendime kocaman 1 aferin dedim:)
Haftanin dersi: 'sakin ol, derin nefes al ve ani kararlar verme'

26 Ocak 2009 Pazartesi

Bugunlerde

yeni kararlar aliyorum daha da onemlisi gercekten uygulamaya koymaya basladim bile birkacini. Anladim ki su pozitif dusunme isinin yararlarini ya da titresimlerin gucunu isin bilimsel kismini gormeden yapamayacagim. Dun yogadan sonra bunlari konustuk hocamla, bana kuantum fizigi ile ilgili 1 kitap tavsiye etti. Ct aksami arkadasimdan alip basliyorum okumaya! Sonra, artik her sabah kapalbhati pranayama yapmaya kararliyim. Hocama gore 15dk yapmak lazim ama ben 5dk ile baslayacagim. Meditasyona baslamaya da kararliyim. Ustelik bu sefer hic acele etmeden yapacagim. Bence meditasyon yapmak icin mutlaka asana pozisyonunda oturup gozlerini kapatmak gerekmiyor, insan mesela yemek yaparken de meditasyon yapabilir ama bu sefer ben 'alisilmis' tarzi benimseyecegim..
Sonra diyetimi de biraz alkaliye cevirmeye kararliyim. Bakalim ne kadar basarili olacak bu kisim, her sabah sutlu kahvalti eden ve kahveye bayilan biri icin...

Is cok yogunlasti ama istedigim seyler oluyor o yuzden cok memnunum halimden. Hersey iyiye gidiyor, daha da iyiye gidecek, biliyorum. Yeni yila gireli neredeyse 1 ay oldu ama ben ilk kez bugun 'yeni bir yil' oldugunu hissettim. Haksiz da sayilmam hani, ox (okuz/boga?) yilimiz kutlu olsun;)

15 Ocak 2009 Perşembe

Sosyolog

Icimdeki sosyolog bu ara yine cok calisiyor. Kendi psikoanalizlerimden vakit buldukca dinliyorum ben de bu cok konusan kendini bilmezi.

Mesela,

-Su aralar cok revacta olan o filmi gormeye gittim. Biliyordum sevecegimi, cunku fikirlerine cok guvendigim can dostum bayılmıstı izlediginde. Ben 1000 tane yazi okumustum galiba oncesinde film hakkında. Güzeldi, güzelligi cok gercek olmasındandi ama. Sonra hala tamamen dolu sinema salonundaki insalara baktim biraz. Niye bu kadar cok agladigini dusundum insanlarin bu filmin sonuna. Ne cok marazi aski olan insan varmıs meger! Herkes geride biraktiklarina, gencligine, pismanliklarina agliyor olsa gerek. Onun icin bir zamanlar kimsenin adini bile dogru durust bilmedigi, simdi ise oldugunden habersiz programlarina cikarmaya calistiklari kadinin sarkisinin bu kadar cok dinlenmesi.

- Ozellikle gectigimiz haftalarda cok daha belirgin birsey fark ettim. Her yastan, her egitimden insan pozitif dusunce gucunden bahseder olmus canim ulkemde! Bunu bir aydinlanma olarak almak lazim belki. En cok satan kitaplar listesini de ele gecirmis bu akim. Guzel elbette insanlarin pozitif olmaya calismasi ve bunu kendilerini inandirmak istercesine surekli baskalarina tavsiye etmesi. Bense, acaba diyorum, o kadar yolunda gitmeyen, o kadar olumsuzluk icinde artik insalarin tek cikis noktasi bu mu? Bir kismi dine sariliyor bir kismi ise dusunce gucune. Her iki sekilde, cok abartilmadikca, bence iyi ama yine de tuhaf geliyor, hayatindaki herkesle kavgali, huzursuzlarin bile bir bilge edasi ile boyle seylerden dem vurmasi.. Yine de 'belki de farkina varmislardir ve degisimdir bu yasananlar' diye dusunmek lazim galiba...

Dun

neredeyse 1 senedir ara verdigim yogaya yeniden basladim. Hala bircok hareketi kolaylikla yapabilmeme cok sevindim. Bundan baska bu kez daha dikkatli olup, sakince nefesime konsantre olmaya karar vedim. Umarim bu 'mindfulness' olma hali hayatimin diger alanlarina da kolayca yayilir...

13 Ocak 2009 Salı

Takside

Annemle doktordan donerken ilk gordugumuz taksiye bindik. Sofor telefon etmek uzereydi, o yuzden bekledik biraz nereye gidecegimizi soylemeden once. Son derece duzgun giyimli, trasli, gencecik bir adamdi. Sonra aradigi kisi cevap verdi, bizimki basladi konusmaya:

"Iyi gunler abi, radyoda cok guzel bir sohbet programi var, musaitseniz mutlaka dinlemenizi isterim. Radyo ...'da, Hurmetler abi'

Bunun uzerine radyodaki adamin sozlerine kulak verdim. Konusan benim fwd e-maillerden haberdar oldugum, soyledikleri yuzunden gercekliginden bile supheye dustugum su komik hoca idi. Noel kutlayanlarin ne fena isler yaptiklarini bogazi yirtilircasina bagirarak anlatiyordu.

Anneme dondum 'Saka yapiyor degil mi?' dedim bizim soforu kastederek.
Annemse fisildayarak 'Yoo, son derece ciddi baksana' dedi.

Daha fazla tahammul edemeyerek en yakin kosede indik ama sahiden de saka gibiydi!

12 Ocak 2009 Pazartesi

Trajikomik

Tuhaf cok tuhaf 2 hafta gecirdim. Once sesim kisildi, trafik beni delirtti ben de cozumu trenle seyahat etmekte buldum. Hem trendekiler hem de nasil geldigimi soranlar bu ise cok sasti. Anladim ki toplu tasima kullanmama bir statu gostergesi olmus.

Sonra sigara icilmez yerlerde duman bulutlari yuzume carptikca hatirladim kimsenin hicbir kurala uymadigini ve gunden gune daha da kotuye gittigini islerin.
Alisveris ettigim magazalarda denediklerimi askiya takmam da ilginc geldi satis gorevlilerine. Birine gulumseyerek birsey sordugumda da saskin bakti insanlar ama carpinca kimse ozur dilemedi benden ben de buna sastim...

Ikinci hafta zorunlu Ankara gezisi vardi. Yollar karlidir diye dusunup ucakla gitmek istedim once sonra es durumundan macera olsun diye treni deneyelim dedik. Ucaktan daha da pahali olan, ustelik de 9-10 saat suren trenin yatakli vagonundan bilet aldik. O kadar parayi verince biraz degisik olur sanmistim ama ilk hayalkirikligini kalacagimiz 2 kisilik kompartmanda yasadik. Sadece lavabo vardi ve onun da suyu akmiyordu! Digital gostergelerle odanin isisi belliydi ama 30 dereceye kadar cikan sicakligi indiremeyince cagirdigimiz gorevli son derece rahat bir bicimde calismadigini soyledi isi ayarinin!! Biz sikayet edince baska vagona gonderdi bizi. 1. vagondan 7. vagona giderken yemekli vagondan da gectik. Sadece erkeklerin oturdugu kahvehane goruntulu vagondan gecerken nikotin komasina girecektik neredeyse. Bilmem soylememe gerek var mi ama trende sigara icmek YASAK!
Gittigimiz vagon geldigimizden de beter, kirik dokuk ve dahasi kirli olunca kos kos tropik odamiza geri donduk.

Ankara'ya indik sabah. Daha onceden yer ayirttigimiz, yuksek devlet memurlarinin (!)kaldigi otelimize gidebilmek icin danismadan yardim istedik:

Biz: Gunaydin, biz Kizilay'a gitmek istiyorduk da nasil gidebiliriz?
Gorevli -suratimiza bile bakmadan-: Surda otobusler var iste
Biz: Peki bilet nereden alabiliriz?
Gorevli: Bilet yok, kartin yok mu?
Biz: Hayir yok, nereden alabiliriz?
Gorevli: Ne biliim, alinmaz burdan

Biz pes ederek siradaki taksiye bindik, binerken soyledik ustelik nereye gidecegimizi. Kalkarken birsey demeyen taksi soforu bir sure sonra sikayet moduna gecti. Bilseymis Kizilay'a gidecegimizi -kisa mesafe kast ediyor, yine de 10 TL lik mesafe ama- bizi almazmis. Bizi otele cok yakin oldugunu soyleyerek indiriveriyor taksi soforu yolun ortasinda. Sokagin adini sordugumuz ustelik de haritadan gosterdigimiz kimse bilemiyor ne tarafa gitmemiz gerektigini..
Uzun ugraslar sonucu otele variyoruz, tek derdimiz dus alip bir sicak cay icmek. Resepsiyonda odamiz hakkinda sorular sorarken birden gorevli sorduklarimizin var oldugunu ama sicak su olmadigini soyluyor! Saka gibi, sicak su yok!! Biz bu sartlarda orada kalamayacagimizi soyleyip en yaki simitcide bir cay iciyoruz. Sonra telefon, telefon derken kalacak yer buluyoruz.

Ertesi gun benim icin buyuk gun! Tam 2 yildir hazirlandigim ve son 1 aydir surekli calistigim sinav gunu. Benimle birlikte toplam 3 kisi bekliyoruz sinava cagirilmak icin. Ben en son giriyorum ve son derece kotu bir tutumla akil almaz sacmalikta sorulara cevap vermeye calisiyorum ama sonuc yine de bekledigim gibi olmuyor ve kaliyorum. Sinavdan sadece juri baskaninin eski ogrencisi (!!) basari ile geciyor. Bu son derece (!) etik durum karsisinda ne diyecegimi bilemiyorum ve herkesin beni bastan beri uyarmaya calistigi 'yurt disindan gelen, onlardan olmayan' bana uyguladikladiklari bu muameleye sasip kaliyorum. Soku atlatmak pek kolay olmuyor. Gece donus treninde yeniden yeniden dusunuyorum ama bir anlam veremiyorum bu yasananlara.

Pazar gecesi evimize donuyoruz, daha iner inmez gulumseyen suratlar gormek icimi isitiyor. Koca bavulumu merdivenlerden cikarmaya calisirken birden hafifliyor bavulum:) Buna sasip da arkami dondugumde, yardimsever ellerin sahibi ile goz goze geliyoruz. Tesekkur ediyorum, iyi aksamlar dileyip birbirimize ayriliyoruz merdivenin bittigi yerde.

Sonra ertesi gun ise gelince, herkes sarilip iyi seneler diliyor. Anlatinca basima gelenleri kocaman gozlerle herkes sasiyor buna. Ben dusunuyorum o zaman. Ne tuhaf, yabanci oldugum ve hep yabanci kalacagim bu ulkedeki insanlar beni kendilerinden hissettirmek icin ellerinden geleni yaparken, dogdugum, koklerimin, ailemin oldugu kendi ulkemdekiler beni kendilerinden gormuyorlar bile artik. Ne aci.. Bir kez daha anliyorum ki kendi ulkemdekiler iyice tahammulsuz olmus ve yasam hakki yok kendi dogrulari disina cikanlara. Belki de hep boyleydi ama ben biraz uzaktan bakinca ancak anliyorum tum bunlari..

Bunlari yazmaya karar verdigimden beri dusunuyorum, yazilarini cok buyuk keyifle okudugum bir dostumun daha once bana sordugu gibi 'peki bunlar neden benim basima geldi??'

Ilk aklima gelen cevap pek ic acici degildi dogrusu..
'Herkesin kacmaya can attigi, seninse donsem mi diye dusundugun ulkene donmeyi dusunme bile. Sadece tatillerde ve anilarinda guzel artik orasi!'

Sonra sinav baglantili olarak:
'Basari hersey demek degil ve son derece goreceli, kendini ve hayatini buna endeksleme!'

Genel olarak:
'Herkese ve herseye karsi hosgorulu olmaya calis!'

Durdugun ve bulundugun yerden mutlu ol, sahip oldugun en onemli hazine, aklin, anilarin, dostlarin ve tabii ki ailen, unutma!'

Blog Listem

Powered By Blogger

Hakkımda

Fotoğrafım
The fact is always obvious much too late, but the most singular difference between happiness and joy is that happiness is a solid and joy a liquid. ~J.D. Salinger