6 Nisan 2009 Pazartesi

Marti

Bahar cigliklarimin ardindan bir ruzgar esti ve biraz karistirdi hayatimi. O yuzden yazamadim bir suredir.

Gecen haftasonu icin, 'oteki yarimla' bir kacamak planlamistik coktandir. Cok uzak olmayan ama bizi gunluk telaslarimizdan uzaklastiracak bir haftasonu.. O hafta iyi/kotu bir suru supriz, bir suru sey oldu. Cuma gunu, daha baslamadan 'sakinlestirici' kampimiz ben nefes alamaz hale gelmistim bile. Kalacagimiz otele yerlestik, sonra hemen 'sehir' kiyafetlerimizi cikardik ve spor salonuna kostuk. Heryeri aynalarla kapli salonda once kosu bandina ciktim. Yavas yavas basladim yurumeye.. Once karsimda duran kendime baktim yururken, sonra diger yansimalarima takildi gozum. Farkettim ki sadece karsiya bakiyorum yururken, belki biraz da yukariya ama baska yonlere degil. Bunun uzerine, yandan, arkadan, karsidan, kisaca her yonden baktim kendime. Sonra, aynada yansiyan gozlerimin icine diktim gozlerimi, bantin hizini arttirdi parmaklarim. Kafamdakiler uzerinde hizla yurudugum banta akti sabirsizca, ben gozlerim karsimdaki gozlerime dikilmis, hepsinin uzerinden yurudum gectim. Bant akti, butun endiseler geride kaldi, adimlarim hizlandi, gozlerimdeki isik belirginlesti..
Ertesi gun icin planimiz yeni acilan spa'ya gitmekti. En ustteki acik havuza attik kendimizi. Disarisi 5 derece kadar, soguk sayilabilecek bir isida, biz ise 40 derece suyun icinde, sehrin muhtesem manzarasina bakip sohbet ederken bir anda O'nu gordum. Marti'yi. Sessizce geldi, havlularin uzerini kapayan kucuk catiya kondu. Ne zamandi tam hatirlamiyorum ama Jonathan Livingston ile tanistigimdan beri ayri bir yeri var martilarin hayatimda. Copleri yemekten mutasyona ugramis Istanbul martilari da hep arkadasim olmuslardi. Bu, denize en az 1 saat uzakliktaki tarihi sehirde O'nu gormek biraz sasirtti once, sonra gulumsetti.. Biliyorum, O arada sirada boyle gelir beni gormeye. Ilk bu ulkeye yerlestigimizde, kendimi cok yalniz hissetigim zamanlarda Ankara'daki martilar uzerine bir yazi okumustum, o zaman uzulmustum biraz. Ankara'da marti olmasini, balik pazarina mal tasiyan kamyonlarin pesine dusmeleri sonra da 'karin tokluguna' bu kentte kalmalari ile acikliyordu yazi biraz daha romantik bir dille. Kendimi o martilar gibi hissetmistim, karin tokluguna degil ama hayallerimi gerceklestirmeye gelmistim ben de bu 'deniz'siz sehre.

Ama sonradan anladim ve artik biliyorum ki:
'Bütün martıların amacı uçmak değil yemek bulmaktır; ama Jonathan'ın amacı uçmak ve yeni şeyler öğrenmektir'

Tum Jonathan'lara selam olsun!

Hiç yorum yok:

Blog Listem

Powered By Blogger

Hakkımda

Fotoğrafım
The fact is always obvious much too late, but the most singular difference between happiness and joy is that happiness is a solid and joy a liquid. ~J.D. Salinger