yarin buyuk gun benim icin, Bir baslangic belki de. Yani oyle olmasini umuyorum. Cokca heyecanli biraz da endiseliyim. Uzun zamandir cikmak istedigim bir yolculugun onemli adimlarindan biri. Kafamin icinden kotu senaryolar geciyor ama yeni ogretilerim notrluyor kaygilarimi. Iyi seyler olacak diyorlar, sen devam et iyi dusunmeye. Mutlu son istiyorsan mutlu bir yolculuk yapmalisin, unutma!
Simdi derin bir nefes alip, disari vermeli endiseleri. Guzel ruyalar gormeli ki guzel olsun gunum!
"What is now proved was once only imagine'd."
W. Blake
17 Nisan 2009 Cuma
14 Nisan 2009 Salı
6 Nisan 2009 Pazartesi
Marti
Bahar cigliklarimin ardindan bir ruzgar esti ve biraz karistirdi hayatimi. O yuzden yazamadim bir suredir.
Gecen haftasonu icin, 'oteki yarimla' bir kacamak planlamistik coktandir. Cok uzak olmayan ama bizi gunluk telaslarimizdan uzaklastiracak bir haftasonu.. O hafta iyi/kotu bir suru supriz, bir suru sey oldu. Cuma gunu, daha baslamadan 'sakinlestirici' kampimiz ben nefes alamaz hale gelmistim bile. Kalacagimiz otele yerlestik, sonra hemen 'sehir' kiyafetlerimizi cikardik ve spor salonuna kostuk. Heryeri aynalarla kapli salonda once kosu bandina ciktim. Yavas yavas basladim yurumeye.. Once karsimda duran kendime baktim yururken, sonra diger yansimalarima takildi gozum. Farkettim ki sadece karsiya bakiyorum yururken, belki biraz da yukariya ama baska yonlere degil. Bunun uzerine, yandan, arkadan, karsidan, kisaca her yonden baktim kendime. Sonra, aynada yansiyan gozlerimin icine diktim gozlerimi, bantin hizini arttirdi parmaklarim. Kafamdakiler uzerinde hizla yurudugum banta akti sabirsizca, ben gozlerim karsimdaki gozlerime dikilmis, hepsinin uzerinden yurudum gectim. Bant akti, butun endiseler geride kaldi, adimlarim hizlandi, gozlerimdeki isik belirginlesti..
Ertesi gun icin planimiz yeni acilan spa'ya gitmekti. En ustteki acik havuza attik kendimizi. Disarisi 5 derece kadar, soguk sayilabilecek bir isida, biz ise 40 derece suyun icinde, sehrin muhtesem manzarasina bakip sohbet ederken bir anda O'nu gordum. Marti'yi. Sessizce geldi, havlularin uzerini kapayan kucuk catiya kondu. Ne zamandi tam hatirlamiyorum ama Jonathan Livingston ile tanistigimdan beri ayri bir yeri var martilarin hayatimda. Copleri yemekten mutasyona ugramis Istanbul martilari da hep arkadasim olmuslardi. Bu, denize en az 1 saat uzakliktaki tarihi sehirde O'nu gormek biraz sasirtti once, sonra gulumsetti.. Biliyorum, O arada sirada boyle gelir beni gormeye. Ilk bu ulkeye yerlestigimizde, kendimi cok yalniz hissetigim zamanlarda Ankara'daki martilar uzerine bir yazi okumustum, o zaman uzulmustum biraz. Ankara'da marti olmasini, balik pazarina mal tasiyan kamyonlarin pesine dusmeleri sonra da 'karin tokluguna' bu kentte kalmalari ile acikliyordu yazi biraz daha romantik bir dille. Kendimi o martilar gibi hissetmistim, karin tokluguna degil ama hayallerimi gerceklestirmeye gelmistim ben de bu 'deniz'siz sehre.
Ama sonradan anladim ve artik biliyorum ki:
'Bütün martıların amacı uçmak değil yemek bulmaktır; ama Jonathan'ın amacı uçmak ve yeni şeyler öğrenmektir'
Tum Jonathan'lara selam olsun!
Gecen haftasonu icin, 'oteki yarimla' bir kacamak planlamistik coktandir. Cok uzak olmayan ama bizi gunluk telaslarimizdan uzaklastiracak bir haftasonu.. O hafta iyi/kotu bir suru supriz, bir suru sey oldu. Cuma gunu, daha baslamadan 'sakinlestirici' kampimiz ben nefes alamaz hale gelmistim bile. Kalacagimiz otele yerlestik, sonra hemen 'sehir' kiyafetlerimizi cikardik ve spor salonuna kostuk. Heryeri aynalarla kapli salonda once kosu bandina ciktim. Yavas yavas basladim yurumeye.. Once karsimda duran kendime baktim yururken, sonra diger yansimalarima takildi gozum. Farkettim ki sadece karsiya bakiyorum yururken, belki biraz da yukariya ama baska yonlere degil. Bunun uzerine, yandan, arkadan, karsidan, kisaca her yonden baktim kendime. Sonra, aynada yansiyan gozlerimin icine diktim gozlerimi, bantin hizini arttirdi parmaklarim. Kafamdakiler uzerinde hizla yurudugum banta akti sabirsizca, ben gozlerim karsimdaki gozlerime dikilmis, hepsinin uzerinden yurudum gectim. Bant akti, butun endiseler geride kaldi, adimlarim hizlandi, gozlerimdeki isik belirginlesti..
Ertesi gun icin planimiz yeni acilan spa'ya gitmekti. En ustteki acik havuza attik kendimizi. Disarisi 5 derece kadar, soguk sayilabilecek bir isida, biz ise 40 derece suyun icinde, sehrin muhtesem manzarasina bakip sohbet ederken bir anda O'nu gordum. Marti'yi. Sessizce geldi, havlularin uzerini kapayan kucuk catiya kondu. Ne zamandi tam hatirlamiyorum ama Jonathan Livingston ile tanistigimdan beri ayri bir yeri var martilarin hayatimda. Copleri yemekten mutasyona ugramis Istanbul martilari da hep arkadasim olmuslardi. Bu, denize en az 1 saat uzakliktaki tarihi sehirde O'nu gormek biraz sasirtti once, sonra gulumsetti.. Biliyorum, O arada sirada boyle gelir beni gormeye. Ilk bu ulkeye yerlestigimizde, kendimi cok yalniz hissetigim zamanlarda Ankara'daki martilar uzerine bir yazi okumustum, o zaman uzulmustum biraz. Ankara'da marti olmasini, balik pazarina mal tasiyan kamyonlarin pesine dusmeleri sonra da 'karin tokluguna' bu kentte kalmalari ile acikliyordu yazi biraz daha romantik bir dille. Kendimi o martilar gibi hissetmistim, karin tokluguna degil ama hayallerimi gerceklestirmeye gelmistim ben de bu 'deniz'siz sehre.
Ama sonradan anladim ve artik biliyorum ki:
'Bütün martıların amacı uçmak değil yemek bulmaktır; ama Jonathan'ın amacı uçmak ve yeni şeyler öğrenmektir'
Tum Jonathan'lara selam olsun!
14 Mart 2009 Cumartesi
icim disim bahar
En cok sevdigim mevsim kisti eskiden. Yazin dogmus olmama ragmen pek sevmezdim yazlari. Herkesin evlere kactigi, yapis yapis terli, sonra kotu kokulu, geceleri uyunamayacak kadar sicak yazlari sevmezdim iste. Halbuki kislar hep daha 'sicak'ti benim icin. Konserler, sinemalar, festivaller, kitap fuarlari, sicacik kahve molalari ile taclanan dost sohbetleri.. Bu yuzdendir belki de hep usumeyi terlemeye tercih ettim. Sonra, Istanbul'un yapis yapis yazlarini ve simsicak kislarini birakip baska bir ulkeyi, baska bir sehri izlemeye basladim. Bu sehirde sevdigim cok sey var ama yine de ozledigim seyler de var o sikayet ettigim ulkeye, sehre ait. Ya ben cok gectim, aklim ruhum, beynim her daim 'bahar'di, ya da mevsim gecisleri pek belli olmuyordu, birden paltolari cikarip, tisortle gezer oluyorduk, o yuzden pek 'bahari' hissetmiyordum. Benim icin ilk bahar demek sinav, yaz tatili planlari; sonbahar demek okulun acilmasi, hayatin canlanmasi demekti. Tamam, martta acan, adadan, cingenelerin getirdigi mimozalar mujdelerdi bahari, sonra bogazdaki erguvanlar da ama galiba ben hep mesguldum ve bunlar sadece kucuk ayrintilardi benim icin. Yine de ilk cikan mimozalari hep ben alirdim.
Bu sehirde kislar cok soguk degil, yazlar da pek yaz gibi degil ama kesinlikle baharlar bahar gibi! 2 gundur, ise giderken hayranlikla bakiyorum etrafima. Yolun 2 tarafinda da agaclar cicek acmis. Beyaz, pembe, daha pembe, en pembe.. Cicek icinde agaclar. Yemyesil cimlerin arasinda, sumbuller, nergisler, laleler biz de variz dercesine kafalarini kaldiriyorlar. Gunes arada bir ciksa da bulutlarin arasindan, hepimize yetiyor verdigi enerji, isik. Biraz once, sabahin korunde uyaninca, arka bahceye ciktim. Guller tomurcuk vermis, kurumus dallar yesermeye yuz tutmus. Bizim suprizli bir bahcemiz var. Oyle ki, bir bakiyorsunuz laleler acmis, sonra ayni yerden 2 ay sonra gardenyalar kafalarini uzatmis. Bir suru tomurcuk vardi yine sabah ama hangisinden ne acacak bilemiyorum, supriz:) Severim cicekleri ama dogrusu ugrasmayi sevmezdim daha once. Annem super bir bahcivandir simdi de 'oteki yarim' seviyor toprakla oynamayi. Gecen yil, cicek pazarindan bir suru cicek alip gelmistik. Hercai menekseler, begonviller, ortancalar, degisik cicek soganlari. Hepsini bir yerlere diktik, saksilar cicek doldu ama baktik, toprak yeterli degil. Bunun uzerine on taraftan, cicek tarhindan biraz toprak caldik. Biraz once baktim ki, bizim caldigimiz topraklarin icine saklanmis baska soganlar varmis:) Simdi ayni saksida sardunyalarla nergisler arkadas olmus, gulumsediler, beni boyle saskin gorunce.
Yaslanmakla mi alakali bilemem ama bu bahar sanki baska bir bahar. Disarida agaclar, cicekler, icimde hayallerimin tomucuklari. Icim disim bahar!
Gunun sarkisisi: Bulent Oracgil, Butun cicekler su ister
Bu sehirde kislar cok soguk degil, yazlar da pek yaz gibi degil ama kesinlikle baharlar bahar gibi! 2 gundur, ise giderken hayranlikla bakiyorum etrafima. Yolun 2 tarafinda da agaclar cicek acmis. Beyaz, pembe, daha pembe, en pembe.. Cicek icinde agaclar. Yemyesil cimlerin arasinda, sumbuller, nergisler, laleler biz de variz dercesine kafalarini kaldiriyorlar. Gunes arada bir ciksa da bulutlarin arasindan, hepimize yetiyor verdigi enerji, isik. Biraz once, sabahin korunde uyaninca, arka bahceye ciktim. Guller tomurcuk vermis, kurumus dallar yesermeye yuz tutmus. Bizim suprizli bir bahcemiz var. Oyle ki, bir bakiyorsunuz laleler acmis, sonra ayni yerden 2 ay sonra gardenyalar kafalarini uzatmis. Bir suru tomurcuk vardi yine sabah ama hangisinden ne acacak bilemiyorum, supriz:) Severim cicekleri ama dogrusu ugrasmayi sevmezdim daha once. Annem super bir bahcivandir simdi de 'oteki yarim' seviyor toprakla oynamayi. Gecen yil, cicek pazarindan bir suru cicek alip gelmistik. Hercai menekseler, begonviller, ortancalar, degisik cicek soganlari. Hepsini bir yerlere diktik, saksilar cicek doldu ama baktik, toprak yeterli degil. Bunun uzerine on taraftan, cicek tarhindan biraz toprak caldik. Biraz once baktim ki, bizim caldigimiz topraklarin icine saklanmis baska soganlar varmis:) Simdi ayni saksida sardunyalarla nergisler arkadas olmus, gulumsediler, beni boyle saskin gorunce.
Yaslanmakla mi alakali bilemem ama bu bahar sanki baska bir bahar. Disarida agaclar, cicekler, icimde hayallerimin tomucuklari. Icim disim bahar!
Gunun sarkisisi: Bulent Oracgil, Butun cicekler su ister
8 Mart 2009 Pazar
Butun kadinlara

Guclu kadinlari hep sevdim. Ne sansliyim ki ailemdeki kadinlar hep ayaklari yere basan, haksizliklara bas kaldiran, entellektuel, gerektiginde yuruyup gitmesini de bilen kadinlardan. Sonra buyudum ve anladim ki butun kadinlar guclu aslinda. Egitimleri, konumlari, yaslari kac olursa olsun hep antenleri acik, ogrenmeye, anlamaya egilimli, kimi zaman sadece sessiz kalarak kimi zaman sozlerinin sonuna kadar arkasinda durmayi bilen butun kadinlar...
Guzelliginizin, akilliliginizinin, tatliliginizin, sevmekten ve vermekten korkmayisinizin,
Kendiniz olup baska hickimseye benzememenizin, ve hatta birbirinize bile,
Bir degil de iki X kormozomuyla yaratilmis olusumuzun ulvi amacini hakli cikardigini dusunuyorum.
8 MART kadinlar gununuzu cok sevdigim ve en ozledigim cicek olan mimozalarla kutlarim!
5 Mart 2009 Perşembe
metroda 1 sabah:
Gecen gun, ise gelirken sabah, biraz gec kaldim. Daha dogrusu her zamanki 'yol arkadaslarim' ile ayni metroya yetisemedim. Her zamanki yerime oturdum ve yeni yoldaslarimi incelemeye koyuldum. Tam karsimdaki koltugun yaninda orta yasin uzerinde, uyuklayan bir adam vardi. Kulaginda da kulakliklar, ama kafasini tutunmak icin kullanilan demire dayamis, uyuyordu iste. Bir durak sonra biri daha katildi aramiza ve karsimdaki koltuga, uyuyanin yanina oturdu. Uyuklayan adam ne kadar yorgun, bezgin gorunuyorsa bu yeni, genc, yakisikli, motosiklet montlu, hafif uzun sacli, bakimli, guzel giyimli ve yine kulaginda kulaklikli yolcu o kadar zittiydi komsununun. Sadece ben degil herkes dondu bakti aramiza katildiginda:) Birkac durak gitmistik ki, bu arada uyuklayan kahramanimiz arada gozlerini aralayip kontrol ediyordu hangi istasyonda oldugumuzu, tren bir sure durdu. Durunca, motorun sesi de kesildi. Boylece, bu 20-30sn lik sessizlikte butun diger sesler duyulur oldu. Uyuklayan kahramanin kulakliklarindan disari tasan muzigin sesi de! Iste o anda herkes saskin gozlerini yari-uykulu kahramanimiza cevirdi, son derece yuksek bir volumde heavy-metal/punk karisimi dinleyip uyuyabilen bu muthesem adama! Ama en cok da komsusunun yuzundeki saskin ifade gorulmeye degerdi. Ben hemen gazetemle yuzumu gizledim tabii, bu harika andan aldigim zevk gorunmesin diye..
Simdi yazdiklarimi okudum da, aklima geldi. S Ferah ya da Pink bagirirken kulagimda benim hakkimda ne dusunuyordur acaba insanlar? Dusuncesi bile eglenceli:)
Dinledigin muzik/dusuncelerin/hayata bakisin ile dis gorunusunun neden ortusmesi gereksin ki?
Simdi yazdiklarimi okudum da, aklima geldi. S Ferah ya da Pink bagirirken kulagimda benim hakkimda ne dusunuyordur acaba insanlar? Dusuncesi bile eglenceli:)
Dinledigin muzik/dusuncelerin/hayata bakisin ile dis gorunusunun neden ortusmesi gereksin ki?
bahar, mod, vs vs vs
Bu aralar 4 gozle bahari bekliyorum. Gunes bize bulutlarin arasindan 'nanik' yapip yine uyumaya gidiyor. Tam cicekler acti, gunler uzadi, hava da duzeliyor galiba derken yine ruzgar, yagmur, soguk. Yok yanlis anlasilmasin, severim ben, annemin deyimiyle, 'puslu' havalari ama icimde bahar coskusu varken bu aralar, istiyorum ki disarisi da uysun buna.
Yine havalari sucluyorum, ama cok zorlaniyorum son zamanlarda yataktan kalkmakta. Gec yatiyorum, bir suru sey oluyor hayatimda ve ben bunlardan cok mutluyum ama su sabah erkenden kalkmak yok mu! Yeni aslinda bana bu sabah kalkamama durumlari. Sabah erkenden uyanmayi, hemen yataktan kalkip kosturmayi sevdim aslinda hep ben. Su siralar cok yorgunum sabahlari, neredeyse aksamkinden daha yorgun. Sabah alarmi, radyonun klasik muzik kanali. Acaba diyorum degistirsem muzigi ise yarar mi? Aklimdaki birkac aday:
* Gripin'in 'hadi kalk hadi kalk uyaaaan, dinle beni gec olmadan' diye baslayip giden akustik sarkisi. Tehlikesi sarkinin 'gittik, gorduk, geldik yolar yalan' diye de bir de-motive edici bolumu olmasi:)
* Sebnem Ferah'tan 'sil bastan', hani her sabah yeni baslar ya hayat.. Ama biraz yavas basliyor sarki, buyuk ihtimalle ben ruya goruyor olabilirim nakarata ulasildiginda:)
* Yoksa, Pavarotti, Bryan Adams, Andrea Bocelli'den 'all for love' mi iyi gider?
Yok, yok buldum galiba en iyisi M Sandal'dan 'kiz seni alan yasadi' ile uyanmak:) Kendini begenmis mi, kim ben mi????
Yine havalari sucluyorum, ama cok zorlaniyorum son zamanlarda yataktan kalkmakta. Gec yatiyorum, bir suru sey oluyor hayatimda ve ben bunlardan cok mutluyum ama su sabah erkenden kalkmak yok mu! Yeni aslinda bana bu sabah kalkamama durumlari. Sabah erkenden uyanmayi, hemen yataktan kalkip kosturmayi sevdim aslinda hep ben. Su siralar cok yorgunum sabahlari, neredeyse aksamkinden daha yorgun. Sabah alarmi, radyonun klasik muzik kanali. Acaba diyorum degistirsem muzigi ise yarar mi? Aklimdaki birkac aday:
* Gripin'in 'hadi kalk hadi kalk uyaaaan, dinle beni gec olmadan' diye baslayip giden akustik sarkisi. Tehlikesi sarkinin 'gittik, gorduk, geldik yolar yalan' diye de bir de-motive edici bolumu olmasi:)
* Sebnem Ferah'tan 'sil bastan', hani her sabah yeni baslar ya hayat.. Ama biraz yavas basliyor sarki, buyuk ihtimalle ben ruya goruyor olabilirim nakarata ulasildiginda:)
* Yoksa, Pavarotti, Bryan Adams, Andrea Bocelli'den 'all for love' mi iyi gider?
Yok, yok buldum galiba en iyisi M Sandal'dan 'kiz seni alan yasadi' ile uyanmak:) Kendini begenmis mi, kim ben mi????
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Blog Listem
Blog Arşivi
Hakkımda
- ic sohbetleri
- The fact is always obvious much too late, but the most singular difference between happiness and joy is that happiness is a solid and joy a liquid. ~J.D. Salinger
