25 Kasım 2009 Çarşamba

Bugun

biraz zorlu bir gun. Aklima hep eski aliskanlik, kotu senaryolar geliyor ama ben onlari evirip cevirip yeniliyorum. Mucizeler hep var inananlar icin biliyorum. Hem 'reality' nedir ki? 'Sadece bir kucuk an zaman icinde, bizim tekrar ettigimiz'...

28 Ekim 2009 Çarşamba

gittik donduk..

1 haftalik bir kacis planlamistik, bitti, geri geldik. Bol bol yuruduk, derin derin nefesler aldik, sImsIki tuttuk birbirimizin elinden.. Unlu parkta sabahlari kopeklerini gezdirenleri gorduk. Diger kopeklerle kosturan kopeklerini izleyen gururlu 'ebeveynlere' bakip, isin sosyolojisi/psikolojisi uzerine konustuk uzun uzun. Zar zor yuruyen ama yine de yurumeye devam eden yaslilarla selamlastik sessizce, dokulmus sonbahar yapraklari ellerinde. Neseli kalabaliklara karistik, biraz turist, biraz yerli olduk, sonra 'oteki' yarimin cocukluguna gittik, dokunduk. Cok iyi geldi, cok.. Yine de tatilin en iyi yani eve donmek galiba. Iyi ki gittik ama iyi ki donduk!:)

14 Ekim 2009 Çarşamba

'ev'

Uzun zaman sonra ilk kez dilini hic anlamadigim bir yere gitmek zorunda kaldim. Havaalanindan otele giderken, iki ayri dilde anlasmaya calistigimiz taksiciye yolu harita uzerinde gosterip, camdan disari bakmaya basladim. Aklima ilk yurtdisi seyahatim geldi. Yalnizdim, genctim, hayallerim yine coktu. Ama ilk kez ailemden bu kadar uzaktaydim. Sonsuz yuruyuslerle sehri kesfe ciktigimda, etrafi incelerken dusunduklerimi yine animsadim taksinin arka koltugunda. Insanlardan, sokaklardan, binalardan cok 'guvercinlerin' bizim guvercinlere benzememesi dokunmustu icime. Sonra, duzenli kaldirimlarina bakip ic cekmistim ' benim bu sokaklarda hic anim yok ki' diye. Tam bunlari hatirlarken ve acaba insanin 'evi' neresidir diye sorarken, acik pencereden iceri yeni kesilmis cimlerin kokusu doldu. Gulumsedim ve derin bir nefes aldim, icim disim cimen oldu. Burada da hic anim yoktu ama yeni kesilmis cimen kokusu her yerde ayniydi iste. Denizin goruntusu baska ama iyot kokusunu gozlerimi kapatip icime cektigimde benim cocuklugumun deniz manzarasi orada iste. Dogmadigim, cocukluk anilarimin olmadigi evimi dusundum sonra. Anladim ki 'aksimin' oldugu yer evim benim.

Birkac gun sonra 'hic animin' olmadigi bir baska sehre/ulkeye gidecegiz. Ama bu kez farkli olacak, cunku hem 'oteki yarim'in cocuklugunun gectigi yerleri gorecegim hem yalniz olmayacagim. Yillar oncesinin cocukluk goruntulerinin gectigi yerleri gorecegim, okulunu, o zamanki evini hatta bisiklete bindigi yerlere bakip, gulumseyecegim, O bana gozlerindeki isiltiyla yine anlatirken o zamanlari.. Bu sefer deniz kokusu olmayacak ama cimen kokusu olacak biliyorum, bir de elimi tutan elin sicakligi ve ben kendimi yine' ev'imde hissedecegim icimdeki umutlarla...

17 Eylül 2009 Perşembe

Kucuk 1 sey

Bir suru sey var soylemek istedigim su aralar. Ama siraya koyamiyorum aklimdakileri. Oyle cok sey oluyor ki, ben hayranlikla izlemekten yazmaya firsat bulamiyorum. Bir meteor yagmuru olur hani bakakalirsin gozlerini kocaman acip. Iste oyleyim bu aralar. Dun cok ilginc 1 sey oldu, 'bunu not etmeliyim' dedirten. 2 gun once kandildi. Isten ciktim, eve gittim, girdim mutfaga basladim yemek yapmaya ayni her aksam oldugu gibi. Oyalandikca oyalandim mutfakta, sonra nereden aklima geldiyse kandil simidi yapmaya karar verdim. Oyle cok sevmem aslinda kandil simidini ama dedim ya aklima geldi birden. Internetten 1 tarif buldum, baktim ki mahlep lazim tabii ki yok bizim evde, ama sahlep var:) Uzun lafin kisasi sahlepli uydurmasyon kandil simidi yaptim, afiyetle yedik ama kandil simidi tadinda degildi tam.
Sonra, ertesi gun ise geldim. Isteki arkadaslarimdan biri haftasonu icin Istanbul'a gitmisti. O geldi, biraz lafladik. 'aah' dedi lafin arasinda 'dur sana birsey getirdim'. Hemen kosup bir paket kandil simidi tutusturdu elime! Inanamadim tabii ben. Yine bakakaldim, konusamadim:) Guney Amerikali biri Istanbul'a gidince neden kandil simidi getirir, baklava, lokum gibi secenekler dururken? O kadar insanin icinde neden sadece bana verir koca 1 paketi acip ortaya koymak varken, her zaman yaptigimiz gibi? Sadece tesaduf ile aciklamak mumkun mu peki bunu? Dedim ya kucucuk bir sey ama dunden beri gulumsememi silemedi dudaklarimin kenarindan. Farkinda olanlar icin isteklerinin/hislerinin bir saglama belki bu tur olaylar..

18 Ağustos 2009 Salı

anlasildi tamaaam...

Sabah yine sarkilardan fal tuttum, 864 sarki icinden sansima su cikti:

Non Je Ne Regrette Rien

Ben mi, gulumsedim ve dinledim sonuna kadar.. Aldim mesaji:)

8 Ağustos 2009 Cumartesi

calis cabala olmuyor

Yeniden okumayi severim 'basucu kitaplarimi'. Tipki bazi filmleri defalarca izledigim gibi. Her okuyusta farkli anlamlar bulabilir insan ayni cumlede. Bu ara okudugum kitabin oykusunu yine yillar once okumustum ama baska bir yazarin aklindan/yureginden cikan kelimelerden.

Bir sufi seyhi ile bir fakih, 'bilim insani' arasindaki konusma bu yaziyi yazmama neden olan:
'.......
Fakih: Duygu ile esinle yaratilmis eserler yorum gerektirmezler ki. ......
Sufi: Biliriz, siz bilginin yalnizca mantik yolu ile elde edilebilecegine inanirsiniz. En azindan duygu ile elde edilemeyecegine, hele hele esrik duygularla..
F: Cok dogru, bildigim kadari ile duygu dusunmeyi engeller. Esrime ise insani bu olanaktan busbutun yoksun kilar.
S: Bu, duygularin mi size, yoksa sizin mi duygulariniza yon verdiginize baglidir?
F: Eger duygulara yon verilebiliyorsa, bu yine irade ve mantik sayesindedir. Hem, duygularimizi bastirmak, onlara yon vermek icin harcadigimiz zamani, bilgimizi cogaltmak icin harcasak daha dogru olmaz mi?
S: Bizim yolumuz harcama ve bastirma yolu degil, cogaltma ve gelistirme yoludur. Ama duygulara ragmen degil, duygularla, hatta en esrik duygularla, kizip kopurmelerle, gozunu duman burumelerle..
F: Ofke, sarhosluga benzer. Insan ofkeliyken kendinde degildir, kendini yonetemez durumdadir, yitirmistir kendini.
S: Biz de iste hedefe tam boyle ulasilacagini dusunuyoruz: kendinden gecerken kendini yitirmemek, ama kendine yeniden kavusmak, kendini yeniden bulmak. Hakikate yalnizca akilla degil, tum varligimizla, benligimizle ulasmak.
F: Bense bugune dekhakikate ulasma yolunu bilimin yolu olarak gordum, duygularin, kizip kopurmelerin yolu degil..
S: Akliniz herhangi bir sorunun cozumu ile mesgulken yemek yemeyi ya da uyumayi unuttugunuz olmaz mi sizin? Herhalde tam aciklayamadim: Bizim hakikati kavrama yolumuz akli yadsimaz. Tam tersine, akli temel olarak aliriz. Ondan uzaklasir gibi olmamiz, kusun ucmak icin yerden uzaklasmasina benzer.
.......
S: Hakikati bulmanin yolu sizin icin kusku, bizim icin inanc.. Sizi harekete geciren guc yarar, bizi harekete gecirense ask...
F: Insanlara yarar saglama arzusunu onlara duyulan asktan ayirmak mumkun mudur?
S: Bu, asktan ne anladiginiza baglidir. Ornegin, siz bizim oruclarimizi, geceyi uyumadan gecirmelerimizi ve bu turden agir bedensel uygulamalarimizi zararli, insanlik disi, en azindan yararsiz buluyorsunuz. Oysa bunlar sizin kusku mantiginizin da, yarar sevginizin de asla saglayamayacagi birsey saglar: akli ve ruhu azad eder, hur kilar. Kisacasi, sagideger fakih, biz, sizin zaman zaman uyumayi ve yemeyi bir yana birakarak bilincsizce yaptiginizi, bilincli olarak yapiyoruz.
....'

Hep akla ve aklin gosterdigi yolla 'dogruyu' arayan biri icin ilginc bu okuduklarim. Cok degil 1-2 ay once bir yazismamizda, yazdiklari cogu zaman baska yollar acan zihnimde, blog dostuma 'en azindan cabaliyorum degil mi?' diye sormustum. O ise bana' insan cabalayarak birsey ogrenmez ki' demisti. O zaman cevap vermemistim ama cok tuhaf gelmisti bu yanit bana. Elbette insan calisarak ogrenir-di- birseyleri, bu da cabalamakti iste. Gunler, geceler boyu uykusuz kalip gecilen sinavlar, basarilar ancak cabalama ile kazanilirdi.

Simdi geri donup, ayni kitabi yeniden okumak gibi, dusunuyorum yine. Cabalamak degil demek onemli olan, sadece farkinda olmak, farkinda olmak ve izin vermek...

dingin bir sabah

Bahceye ciktim biraz once. Hic aklimda yokken, biraz oturup cimlere nefes calismak geldi icimden. Kapadim gozlerimi, lotus pozisyonunda oturdum ve derin derin nefes almaya basladim. Her biri bir oncekinden daha yavas, verdim sonra geriye. Her aldigim nefesle gozumun onunde baska bir renk beliriverdi, her verdigim nefesle dalga dalga kayboldu sonra. Dalgalar yavasladi, renkler durdu, hersey beyaz oldu. Icimde duran nefes ses olarak cikti bu kez. Acele etmedim, biraktim kendi sesimin tinisi rahatlatsin bedenimi, ruhumu.. Bahcede asili, yeni yikanmis camasirlarin kokusu, ruzgarin getirdigi cicek ve cim kokusuna karisti, ben devam ettim nefes almaya. Komsu evlerden birinden bir saksafon sesi karisti havaya, durdum ve dinledim. Sonra biraktim kendi ritmi ile nefes alsin vucudum, ben kaldigim yerden devam ettim hayata.

6 Ağustos 2009 Perşembe

Mucize

Bu aralar hep bu 'kelime' var aklimda. Butun gun icimde birkac kisi tartisiyorlar, ben yazmak istiyorum cok zamandir ama toparlayamiyorum kelimeleri bir araya. Ben eskiden pek inanmazdim mucizelere. Yani, hep hosuma giderek dinlerdim hikayeleri ama olasilik hesaplari, bilimsel veriler ve elbetteki aklim hep onde giderdi. Bir yerde okudum galiba uzun zaman once, 'mucizeler ona inananlara gorunur' gibi birseydi. Sonra gecen 3-4 yilda yasadiklarim, dibe vuruslarim, neredeyse 'artik oynamiyorum' dedirten olaylardan sonra bir karar verdim. Olaylari ve insanlari degistiremeyecegimi ama kendi algilarimi degistirebilecegimi fark ettim. Sonra, eskiden dalga gectigim seyleri uygulamaya koymaya basladim. Kendimi hep pozitif fakat gercekci bulurdum ama baktim ki fazla gercekci, fazla aklima guvenir olmusum. Daha olumlu olup, yuregimi de isin icine katmaya basladim, saklamadim kendimi kendimden. Gercekten istatistik mi, kader mi yoksa 'iyi dusunmek' mi bilemem ama 'olmaz' dediklerim olur olmaya basladi bir suredir. Bu surec icinde karsilastiklarimsa tum ictenlikleri ile kendi hikayelerini paylastilar benimle. Ben o zaman anladim ki hayat basli basina bir mucize! Hergun binlerce, milyonlarca mucize gerceklesiyor, onemli olan sadece fark edebilmek. Elbette minnettar olmak, sukretmek sonra sahip olduklarina.
Uzunca sayilabilecek bir suredir uye oldugum bir siteden sabahlari e-mail aliyorum. Gune iyi baslamama, farkindaligimi arttirmama bazen de, hadi itiraf ediyorum, kufur etmeme yariyor;) 1-2 gun once yine sabah ise giderken e-maillerime bakiyordum. Sabahki 'falimi' okumak icin posta kutumu actigimda gelen mesaj asagi yukari soyleydi:

' Kontrast arttiginda istek de artar, iste mucizeler de buradan cikar. Mucize, cok kotu bir durumdan dogan guclu istegin gerceklesmesinden baska birsey degildir.'

Benim hep planlarim, isteklerim vardir hazirda. Fakat su ara sadece minnettarim durdugum yerde durabiliyor olmama. Hic kipirdamadan tadini cikariyorum ve sukrediyorum mucizelerin varligina...

3 Ağustos 2009 Pazartesi

seeing double

Suratimda asili gulumsemeyi silemiyorum sabahtan beri. Aklimi baska yerlere vermeye calisiyorum ama aklim takilmis kalmis. Sadece sukredebiliyorum elimdekilere ve su ana.. Gelecegi planliyorum bir yandan da, biliyorum...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

su ve tuz

Sandim ki sular durulunca taslar yerine oturur. Boylece dalgalar durur ve anlarim nerede durdugumu. Ama sonra farkettim ki butun is deniz suyunun icindeki tuz olabilmekte. Ayni tuz gibi karismakta, erimekte suyun icinde, 1 olmakta. Hem anlayacak ne var ki, zaten ne hissediyorsan o anda, o iste hayatinin ozeti...

9 Temmuz 2009 Perşembe

Ozet


Dingin, sakin, bazen heyecanli, biraz stresli gunler gecirdim. Tatil de sayilabileeck, sinav da denebilecek turden bir zaman dilimi...

Ailemin, dostlarimin oldugu 'evime' gittim. Gecen seferkinden cok farkliydi ama bu kez hersey. Galiba ben farkliydim, belki de bu yuzden. Annemle sakin gunler gecirdik once, benim cok calismam lazimdi yine. Yine vaktim yoktu disari cikmaya, zaten cok sicak vardi disarida, bir de karmasa. Sonra, hayatimin 2 farkli doneminde onemli yer tutan 2 arkadasimin o zamanlar oturdugu sokaga her aksam bir is icin gitmem gerekti. Sanki tarihte yolculuk yapiyormusum gibi geldi. Ne cok zaman gecmis o sokaga girmeyeli ben. Halbuki ne kadar da yakinimizda.. Agir agir yurudum bildik kaldirimlarinda ve animsadim kendi kisisel tarihimi. Bi terzi dukkani gordum mesela sokakta, var miydi acaba eskiden de bilemedim. Saat 9:00 olmus ama o hala calisiyordu iceride, caminda ise Clive Owen siyah takim elbisesiyle bakiyordu gelen gecene. 'Acaba' dedim, 'bilse ne dusunurdu C. Owen bir sokak arasi terzisinin idolu oldugunu'.. Gulumsedim ve devam ettim yoluma..

Ne zamandir sokakta basibos gezen kedi/kopek gormemisim, gorunce sasirdim biraz. Ama en cok buna sasirmama sasirdim. Kedilere gulumsedim, bir donemecin kosesinde aksam yemegini yiyen mahallenin kopegi ile goz goze gelip selamlastik. Ben yine gulumsedim. Buyuk ihtimalle sokagin diger sakinleri beni deli sandi, uzaydan gelmiscesine sasirdigim icin her detaya, ben yine gulumsedim.

Sonra gecen sefer beni pek hos karsilamayan sehre gittim yine. Dedim ya farkliydi bu kez hersey/herkes. Yillar once bir toplantida tanistigim, son zamanlarda bir is icin haberlestigimiz ama cok da tanimadigim bir arkadasim evini, dahasi kalbini acti. Sastik, ne cok aynilik varmis hayatimizda, meger, turk filmi tadinda soylersek, 'kader arkadasiymisiz'. Kisa zamanda cok uzun yillar gecirmiscesine dost olduk, hem de en yakinindan. Ertesi gunku sinav iyi gecti tabii ve sanirim girilebilecek en son sinav da boylece bitti!

Ardindan bir diger yolculuk icin 'start' verildi. Ben sakin durmayi, sabretmeyi pratige gecirmeye calistim hep. Uzun zamandir gormedigim bir diger dostum, okudugum kitap, etrafimda olan biten hep yardim etti bu surece. Hatta annemin caydanligi ile bile iyi gecinir olduk:) Annemin kucuk 1 caydanligi var, eger benim gibi acele ederseniz her yere cay dokebilirsiniz bardaga cay koymak yerine. 2 haftanin sonunda, caydanligin dilinden anlayan, etrafa dokmeden cay koyabilen biri olmam benim icin buyuk zafer oldu elbet. Isin sirri acele etmemekmis, ogrendim.

Bir suru yavrusu olmus bir kedi gordum sonra, onlara sut birakan iyi insanlar, martilar gordum bol bol, bizim bahcedeki kedilerin yemeklerinden beslenen, cokca sarildim sevdiklerime, annemle bakistik, anlastik, bazen tartistik. Artik 'aksim' demeye karar verdigim 'oteki yarim' gelince sehri yeniden kesfe ciktik birlikte. Hic saat takmadim, bir yerlere kosturmadim, Alice'in hikayesindeki tavsan rolunden istifa ettim. Sehrin en islek caddesinde otururken bir restaurantta, minik sercenin tabagimdaki pilavi masaya dokup, yemesini izledim sessizce, suratimda asili gulumsemeyle.

Bugun onemli bir gun. Uzun zamandir cikmak istedigimiz yolculuk icin sahiden yola girdigimizi isaret eden cok onemli bir gun. Umarim biraz daha ileriye gittikce tabelalar daha da netlesir. Simdi biraz erken konusmak icin ama biz 'aksim'le ciktik bir kere yola. Umuyorum bu kez farkli olacak hersey. Umarim yollar bizi birbirinden guzel manzaralarla karsilayacak.

Dedim ya bu kez farkli hersey, ben farkliyim cunku!

Simdi kutlama zamani. Yasadigim 'evime' dondugumden beri girdigim sinavin onemini, neye yaradigini bile anlamadiklari halde hep beni destekleyen dostlarim gunler/geceler planlamislar benim icin. Ne mutlu bana.. Ne mutlu boyle dostlarim oldugu icin. Ben sinav gecmemden cok durdugumuz yeri kutluyorum ama, hayatimda olduklari icin ve hayatimda olanlar icin sukrederek her anima..

Not. Foto penwrep'e aittir.

4 Haziran 2009 Perşembe

gitme(k)

cekip gidesim var bugun. herseyden, herkesten cekip gidesim. birkac parca esyayla bi de kocami alip gitmek istiyor canim. nereye oldugunun pek onemi yok. onemli olan 'gitmek' eylemi.. 2 saat sonra eve gidicem ve sanirim bununla yetinecegim;)

31 Mayıs 2009 Pazar

...

Hava guzeldi, cok guzeldi dun. Bahcede oturduk biraz, Once nostral breathing, ardindan cleansing breathing, sonra bridge ve wheel. Nefesim acildi hemen. Derin derin icime cektim havayi, yavasca disari verdim sonra. Acele etmemeye gayret ettim, Alice in wonderland'deki tavsan ne kadar acele etmeden durabilirse o kadar.. Ben kendimi hep o tavsana benzetmisimdir, hep kosturan yine de bir yerlere gec kalan, anlatirim baska zaman...

Bugun de guzel hava. Pek guneste duramiyorum ama biraz once ciktim bahceye. Yeni kesilen cimlerin tazeleyen kokusu, birbiri ardina acan sarmasik gullerinin baygin kokularina karismis, doya doya kokladim. Sonra butun bahceyi suladim, kendi yarattigim gokkusagi ile keyiflendim. Gecen sene yildirim carptiktan sonra birden bu sene uzeri meyva dolmus incir agacinin, gulumsedim. Biraz 'sok' aklini basina getirmis belli ki, kendime bakip son zamanlardaki soklardan payima duseni aldigima emin oldum, biraz daha su verdim sonra ona. Eve bu kadar yakin olmasi iyi degil, kesin gitsin diyenlere inat hem de!

29 Mayıs 2009 Cuma

Dun

aksam gidemedim, vakti gelmemis demek daha..

Sabahlari 5:30 da kalkmaya basladim, gun daha uzun oluyor cok iyi de butun gun yorgun hissediyorum kendimi. Ustelik bugun hava sicak ve gunlerden cuma. Bir golgelik bulsam kivriliverecegim, serin yeri hemen bulup uyuklayan yaz tembeli kopecikler gibi..

Yine seyahat planlari, yine ayni sinava 2. giris stresi ve daha da onemlisi yeni 'macera' hazirligi.. Hem ailemi, koklerimin, dostlarimin oldugu evimi ozledim hem de o karmasa, kargasa simdiden gozumu korkutuyor. Yine nefes almakta zorlaniyorum kisacasi..

Dun eve donerken yine sarkilardan 'fal' tuttum, cikan sarki manidardi:)

''....
And if there is some kind of god
do you think he's pleased
When he looks down on us
I wonder what he sees
Do you think he'd think the things we do are a waste of time
Maybe he'd think we are getting on just fine
...'

26 Mayıs 2009 Salı

Ozet: B'ye ve tabii kendime..

Degisik ve dingin bir haftasonu gecirdik. Hava guzel, yanimda dostlar ve elimi tutan 'oteki yarim', daha ne isterim -tamam tamam cok istedigim 1 sey daha var, kabul:)-!!

Pazar gunu su gitmeyi planladigimiz festivale gittik. Dogrusu ne bekledigimi pek bilmiyorum ama biraz hayalkirikligina ugradim. Galiba biraz daha 'derine' dokunan seyler gormeyi, yoga ile ilgili ayrintilar bulmayi, meditasyon teknikleri falan bekliyordum. Sabah vardigimizda, hizlica dolastik standlari. Herkes degisik sekillerde ayni seyi vaad ediyordu, healing yani tedavi etmeyi!

Bakindigimiz standlardan biri yakaladi bizi, hos bir Hintli kadin ogretilerinden bahsetmeye basladi. Elindeki kagitta 2 foto vardi, biri kendi ustalarinin digeri de Isa'nin.. Sonra bir adam denememiz icin ogretilerini bizi yanina oturttu. Yapmamiz gereken basitti. Ra Raez yani 'ustalari'nin adini gozlerini kapatip tekrarlamak gerekiyordu. Denedik. 1-2 dakika sonra sordular kalp atislarimizin bu ritmle atip atmadigini, dogrusu bende hicbir degisiklik olmadi. 'Oteki yarim' ise kafasinin arka kisminda sicaklik ve rahatlama hissettigini soyledi. Ben cok etkileyici bulmadim elbette bu tecrubeyi. Istedigin bir kelimeyi bir sure tekrarlarsan yine ayni sonucu alirsin. Onemli olan rahatlayabilmek ve focus olmak.

Sonra, 30dklik bir meditasyon seansina dahil olmaya karar verdik ve gidip yerimizi aldik. Her yastan 20-25 kadar kadinli, erkekli bir grup olarak birbirimizi suzduk once. Ardindan, Tamara geldi. Biraz sasirdim dogrusu. Tamara, 50lerinin ortalarinda dunya sekeri, ev hanimi kilikli bir japon hanimdi cunku. Farkindayim, on yargilarim ortaya cikti bu cumlemle ama gercektende asagida, standlarda duran o mistik tiplerin yaninda biraz suslu bluzu ve bej pantolonu ile cok siradan, boylece son derece sira disi gorunuyordu Tamara. Kendi dilinde verdigi direktiflerini tercumani sayesinde anlayip uygulamaya basladik hemen. Gozlerimizi kapatip, merdiven hayal ettik once. Sonra, kac yasindaysak o kadar basamak koyduk merdivene. Ardindan, yavas yavas basamaklari cikmaya basladik. Tamara, hangi basamagi yani hangi yili cikmakta zorlandigimizi sordu. Burada durmamizi ekledi. Bunlar olurken, aramizda dolasip, bize dokunmaya ve affirmation lar soylemeye basladi. Kisisel tarihimin merdivenlerinden cikarken son 3 yilda duraksadim ben. Ondan once de elbet uzuldugum seyler, hayalkirikliklarim olmustu ama galiba bu kez benim dahilim ol-a-mayan birsey yasadigim icin bu ilk kez bu kadar caresiz hissediyorum kendimi. Tam bunlari dusunurken ben, omuzumdaki ellerin sicakligini hissettim, 'sen onemlisin' diyordu Tamara, duydum. Bir sure sonra actik gozlerimizi ve animsadigimizdan emin olduktan sonra sozlerini 2. denemeye gectik. Dogrusu ben oldukca zorlandim gozlerim kapali, oturmaya calismaktan. Gormek isterim ben butun olanlari, kipirdamadan oturamam da ustelik. Bu yuzden hep zorlanirim meditasyon yapa-r(maz)ken.

Bu kez, yine gozlerimiz kapali, yuvarlak bir masa gormemiz istendi. Sonra uzerine siyah bir masa ortusu ortmemiz. Tamara, masa ortusunun ne tur bir kumastan yapildigini anlamamizi isterken ben bir suru kumasi deniyordum bile. Ayrinti olmasi gereken bir durumda ben kumasin cinsine takildigimdan asil noktayi kacirdim biraz. Masanin uzerinde en cok ihtiyacimiz olan seyi dusunerek birsey gormeliydik. En cok ihtiyacim olan seyin, son yilarda en cok ugras verdigim sey oldugunu dusundugumden gordugum oldukca manipulatifti. Bu arada, gelip oteki yarim ile bana ayni anda dokunmasi tuhaf geldi. Onca insan icinde bizim birlikte oldugumuzu anlamasi yani. Biz coktan yerimizi almistik Tamara odaya girdiginde ve zaten kimse birbiri ile konusmuyordu. Bir cesit bag olusturdu ortamizda durarak, bir eli benim omuzumda, digeri 'oteki yarim'in. Dedim ya tuhaf bir kadindi. Cikarken sarildi bize ustelik. Beklenmedik 1 japon tavri daha. Birbirimize ne gordugumuzu soylerken 'oteki yarim' ile, onun 'dinazor' evet evet dinazor gordugunu ogrenmek ilginc geldi. Bunu sormaliyiz dedim, nedense, biraz aglamakli bir ruh haline girmistim ben bu arada. Yine hormonlari sucladim tabii:) Tamara'ya gore dinazor gormenin anlami ise suydu ' dinazor buyuk bir hayvan, bu sevdiklerine destek oldugunu, bunun onemini gosteriyor ayrica da hala icinde kucuk bir erkek cocugu oldugunu'...

Bu deneyimden sonra 1-2 saat kadar cikip yuruduk. Ardindan geri donduk, arkadaslarimiz da gelmisti artik. Shiatsu mu yoksa Reiki mi denesem diye dusunurken, reiki de karar kildim. Sadece kafa ve omuz bolgesine yapilan bir cesit masaja baslamadan once sordugum sorulara pek cevap veremedi ne yazik ki reiki ustam. Zaten ben yine etrafta olan bitenle mesguldum, pek bir degisiklik hissetmedim masaj sonrasi. Sirasini bekleyen 'oteki yarim' ise bir tesaduf sonucu gercek bir 'usta'ya rastladi. Ben sorularimi orada bulunan 2. reiki 'master'ina sordum tabii. Cakra noktarindan ozel konulara geldi sohbet. Bana 1 ya da 2 gunluk kurslarina katilmami israrla tavsiye etti 2. usta. Ardindan masaji biten 1. usta ile konusmaya basladik. Bana ozel gorusmemizin yararli olabilecegini soyleyerek ev telefonunu bile verdi. Dogrusu, icimdeki herseyin altinda 'neden' arayan supheci arayacagimi dusunmuyor..

Bir baska degisik deneyim ise 'inversion therapy' seansina katilan arkadasimizi izlemek oldu. Cocukken oynadigimiz leylek leylek havada'nin daha gelismis versiyonunu yani;) Kisaca, yere yatan terapist sizi ayaklari ile havaya kaldiriyor. Fakat bunu yaparken bazen pozisyonunuzu degistiriyor, bazen bacaklarinizi ve bileklerinizi bagliyor. Toplam 30dk suren 'deneyim' disaridan son derece estetik gorunuyor ve omurga sorunu olan arkadasimiz bu deneyimin ardindan cok iyi hissettigini soyluyor. Elbette bu deneyim icin, guven, rahatlama ve kendini birakma gibi benim yapamayacagim/yapamadigim on sartlar var. Bir kuklayi oynatir gibi ellerinizi, kollarinizi, bacaklarinizi siz havadayken yoneten adama guvenmek sart tabii..

Bir baska populer isim unlu rustu. Kasim ayine kadar hic bos yeri yoktu ustelik. Bunlarin disinda, ki terapisi, hint kafa masaji, cesitli taslar, gong terapisi gibi seyler de vardi. Bir kismi ise gercekten sacma (BS!!) ve para tuzagiydi. Aura profili, kristaller ile DNA aktivasyonu, yaglar ile kanser tedavisi gibi..

En son, bir sufi'nin seansina dahil olduk. Ilk once, toplam 5 kisiydik, sonra 30 kusur kisiye ciktik. Sufi felsefesinden her zaman etkilenmis biri olarak biraz daha derin birsey bekliyordum galiba ben. Once Rumi'den birkac sey okudu, ardindan zikr etmemize onculuk etti 'rehber'imiz. 'Allah' diye zikr etmek odadaki cesitli dinlerden insanlara biraz tuhaf geldi once ama 'rehber'imiz acikladi her dinde ayni tanri'nin adi olduguna bunun. Sesini her zaman buyuleyici buldugum ney'ini calma firsati olamadi ne yazik. Nerede toplandiklarini sordum, veda ederken. Bana adresi, saati verdi ve giderken omuzuma dokunup 'eger gidersen boyle olmasi gerektigi icinmis demek ki' dedi bir de son derece mistik bir tavirla:) Icimdeki 'lost' fanatigi 'see you in other side brother' demek istedi ama engel oldum:)

Gune hep birlikte gittigimiz harika bir aksam yemegi ve festival degerlendirmesi ile son verdik. Aklimda kalan ve en etkileyici buldugum ise konustugum herkesin egolarindan siyrilmayi basarmis olmasiydi.. Tum dinlerin, felsefenin, ogretilerin ortak hedefi olan, 'ego-less' bu insanlarla tanismak, zaman gecirmek bile basli basina bir deneyimdi. Bakalim, bu persembe sufi dergahina gitmem gerekiyor muymus, gorecegiz...

15 Mayıs 2009 Cuma

Cuma

hep en sevdigim gun olmustur. Bugun yine cok guzel.. Dun herseyin agir geldigi gunlerden biriydi, aksam annem 'ayar' verdi. Duzeldim:) Oyle kendinden beklenmeyecek onerilerde bulundu ki aglamak uzereyken gulmeye basladim, hala da gulumsuyorum onerilerini dusundukce:)

Olacagina hic ihtimal vermedigim birseyin olabilecegi mesaji geldi sonra, daha da hafifledim. Kendi yarattigim labirentlerin birden cikislari gorunuverdi!

Yarin cok zamandir gormedigim bir suru kisi bize geliyor. Ne zaman birilerini agirlayacak olsam hep strese girerim ama bu kez cok rahatim. Cok eglenecegiz biliyorum. Cok iyi bir yaz olacak onu da biliyorum.



Dedim ya bugun cuma ve benim en sevdigim gun.. Gerci bilge 'pooh'un dedigi gibi, 'bugunun guzel bir cuma olmasi icin cuma olmasi yeterli'!

14 Mayıs 2009 Perşembe

Yenilen pehlivan...

Bu aralar sanki bir kisir dongu icinde yasiyor gibiyim. Bitti, tamam, gecti dedigim seyler, donup donup yeniden basima geliyor. Hem de ust uste, ayni daha once oldugu gibi.. Bu durum biraz canimi sIkIyor ama iyi dusunmeye calisip 'sabirli olmak' lazim diyorum.. Tam yenilen pehlivan durumundayim, yenildikce bir daha, bir daha basliyorum gurese ustelik bir oncekinden de fazla bir hevesle. Kimbilir belki de hayat bana yeni sanslar veriyordur degil mi??



Gunun sarkisi:

http://www.youtube.com/watch?v=K-wqdwgOwDk

PS: Yok yok, ben o kadar umutsuz degilim, en azindan olmamaya calisiyorum:)

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Gelsin, hayat bildigi gibi gelsin...

Bu aralar rap'e merak saldim. Sahiden! Simdiye dek rap iliskim 'oteki yarim' sayesinde/yuzunden EMINEM'in sarkilarindan ibaretti. Bir de Ceza'yi bilirdim, C. Ercetin ile birlikte soyledigi sarkidan, harika milliyet gazetesi reklamindan, 'fark yaratan' sarkisindan. Hepsi bu. Rap kulturum bundan ibaretti iste. Ahh, bir ara gunde 100 kere dinledigim The Streets vardi bak, unutmusum. 'Dry your eyes mate' diye az bagirmamistim arabanin icinde:)

Son gunlerde baska birini daha kesfettim, Sagopa Kajmer. Ilk dinledigimde cok begenmedim acikcasi, biraz arebesk geldi. Ses tonunu begendim sadece. Sonra, birkac sarkisini yukledim onun da, ipod'a Ceza ile birlikte.. Simdilik 2 tane favorim var:

1. Ceza- Sezen Aksu; Gelsin hayat bildigi gibi gelsin
Soyle bir nakarati var ki sarkinin, baska soze gerek birakmiyor:

"Gelsin hayat bildiği gibi gelsin, işimiz bu yaşamak,
unuttum bildiğimi doğarken, umudum ölmeden hatırlamak
..."

2. Sajopa Kajmer; Muamma

'Ulaşılacak Saadete Kaç Kapı Daha Var
Açtım Açtım Kapıları Girdim Bomboş Evlere Vardım
Yardım Lazım Bana,Şansım Yaver Sanma
Hiç Hoş Değil Gördüklerim Amma,Emin Değilim Herşey Muamma..
'

Bu kadar birbirine zit iki duyguyu/sarkiyi ayni anda sevebilmem ve dinleyebilmem tuhaf tabii. Ama insan da tuhaf degil mi zaten, bir suru duyguyu/dusunceyi ayni bedende, beyinde tasiyabilmesi ve hissedebilmesi tuhaf degil de ne? Sanirim onemli olan neyi sectigimiz. Bir arkadasim cok kotu hissettigim bir zamanda 'mutsuz olabilirsin ama sakin umutsuz olma' demisti, ne kadar dogru..

Hepimizin basimiza gelenlerden cikardigi dersleri cebine koyup -isteyen kulagina da takabilir tabii:)- 'yasamak sakaya gelmez' diyen saire bir selam gonderip yoluna devam edebilmesi umuduyla...

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Ic ice

Meger icimde biri daha varmis, hem de en baskin, en basina buyruk olani oymus.. Kavga edenlere bakmadan, sessizce planlari yapti, otekileri de yanina cekti ve toparlandik hep beraber cabucak. Perdeleri de kapatmadi ustelik. Tuhaf.. Hayat tuhaf, insan daha da tuhaf.. Insan beyni, benligi kendi ozumde ve sonra da genelde hala sasirtmaya, buyulemeye devam ediyor beni.. Hafizam cok gucludur benim, hep ovunmustum bununla, simdilerde ise 'iyi ki' diyorum, 'iyi ki unutabiliyoruz' ve hatta iyi bir hafizaya sahip olmayi bir tur 'curse' olarak gormeye basladim..
En sevdigim sair/sarkici yeni album cikarmis, dinliyordum gecenlerde. Oyle 1 sarkiyi 50 kere dinlemem lazim eger sevdigim birine aitse. Hem is yapip, hep dinlerken 51. kez, 'bırak hazır açmışken kapılarını kalbim(n)e biraz daha temiz hava girsin' dedi kulagima.. Sonra, haftasonu gittigim film festivalinde en cok guldugum adam, hem de kendi filmini izlemek icin gelip yanima oturmasin mi! Bol bol gulduk birlikte, bazen altyazilar ile dalga gectik, bazen muzik baslayinca birlikte tempo tuttuk. Tum bunlardan bir anlam cikardim elbet. Hidirellez'i de firsat bilip, icimdeki firsatcinin dileklerini siralamasina da goz yumdum.

Hergun bir digerinden farkli, hergun yeni umutlar, yeni hayaller, yeni hayatlar doguyor. O zaman hergun yeniden temize cekmeli insan kendini.

Son yillarda hep ayni seyleri diliyorum, belki de zamani gelmistir dileklerimin, biraz daha direnmeli ve skor tutmayi birakmali..

29 Nisan 2009 Çarşamba

flatline

aslinda gecen hafta anlamistim durumu ama 'iyi' dusunmeye devam ettim. once ct kisa sureli, sonra dun sabah daha kesin emin oldum flatline'i gorunce. ardindan bir umut daha dogdu, hani elektrosok verilince kalp atmaya baslar ya yine, biraz cilizdi ama oradaydi iste. bugun aksam uzeri flatline kesinlesti. simdi icimde 2 kisi surekli konusuyor, birbirlerini hic dinlemiyorlar. biri 'yeter, cok yoruldum artik, olmuyorsa belki 1 anlami var, birakalim artik' diyor, oteki bir sonraki macera icin gunleri sayiyor.. bense tum perdeleri kapatip biraz uyumak istiyorum. uyandigimda hersey yine guzel olsun, yine cicekler dolsun bahcem...
bu film de boyle bittii.. bu da 'end of this chapter' olsun..

Blog Listem

Powered By Blogger

Hakkımda

Fotoğrafım
The fact is always obvious much too late, but the most singular difference between happiness and joy is that happiness is a solid and joy a liquid. ~J.D. Salinger